Sayfalar

22 Kasım 2014 Cumartesi

Breakfast at Tiffany's



Breakfast at Tiffany's
Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
Yönetmen: Blake Edwards
Eser: Truman Capote
Senaryo: George Axelrod
Yapım yılı: 1961
Ülke: ABD
Tür: Romantik Komedi, Klasik, Kült
IMDb: 7.8
Oyuncular: Audrey Hepburn, George Peppard, Patricia Neal, Buddy Ebsen




Breakfast at Tiffany's /Tiffany'de Kahvaltı; çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından ve en renkli kişiliklerinden olan Truman Capote'un kısa romanından uyarlanmış bir klasik.

Truman Capote mutsuz geçen çocukluğunun kötü izlerini, içinin zehrini, yazarak aşmaya çalışmış bir yazar. Eserlerinde yalnızlık, bir yere ait olma arzusu, zamanı durdurup çocuk kalma arzusu temalarına rastlayabiliriz. Capote'un kahramanları da, biraz kendisi gibidir. Çemberin hem içinde, hem dışında insanlar...

Çocukken yaşadığı tüm yalnızlığı ve mutsuzluğu, yazma yeteneğine sığınarak bertaraf etmeye çalışan Capote; ilk kitabı ''Başka Sesler, Başka Odalar'' ın ardından büyük bir üne kavuşmuş. New York sosyetesi onu tüm havalı partilerinde görmek istemiş. Capote, New York'un gösterişli ve pırıltılı dünyasında epeyce eğlenmiş ve gözlem yapma fırsatı bulmuş.

'' Tiffany'de Kahvaltı'' yazarın bu gözlemlerinden büyük izler taşıyan bir eser: kahramanlarının kalabalık içindeki yalnızlıklarıyla, büyük şehirde ''yırtmaya, tutunmaya'' çalışmalarıyla...


Baş kahramanımız ''Holly'' yaratıcısı Capote'a oldukça benzemektedir aslında. Sevimli, eğlenceli ve aidiyet hissini bir türlü yakalayamayan; kalabalıklar içerisinde eğlenceli yüzüyle yer edinmeye çalışan taşralı bir çocuk...

Açılış sahnesinde Holly'yi tüm zerafetiyle ünlü mücevher mağazası Tiffany's in vitrinine bakarak kahve ve kruvasandan oluşan kahvaltısını yaparken görürüz. Burası onun kendini güvende hissettiği, ne zaman üzgün olsa gelip sığındığı parıltılı ve ihtişamlı korunağıdır.

Evine dönüp uyku gözlükleriyle daldığı gündüz uykusundan yeni üst komşusu Paul Varjak tarafından uyandırılır. Paul Varjak hikayemizin bir diğer ''tutunamayanı'', deneyimsiz bir yazardır. Holly ile ilk andan itibaren sıcak bir dostluk kurarlar. Holly; Paul ona erkek kardeşini anımsattığı için onun adı olan ''Fred'' şeklinde hitap etmeyi tercih edecektir.


Holly romanda bir telekız olarak betimlenmişken, filme bu aktarılmamış, yaşamını zengin dostlarını tırtıklayarak idame ettiren eğlenceli, havai, saf ve gözde bir parti kızı resmedilmiştir. Paul ise romanda da, filmde de, jigololuk yapan, sadece tek bir kitabı olan bir yazar olarak betimlenmiştir.

Film hiçbir yere ve hiç kimseye ait olamayan, kişisel çıkarlarını, hayatta kalma çabalarını kalplerinin sesinin önüne koymuş kahramanlarımızın incecik bir zerafetle ve hayatın akışında doğal bir yavaşlıkla birbirlerine tutunmalarını anlatıyor.


Holly evine eşya almayan, kedisine bir isim koymayan bir kadın. Bağsız ve özgür olmak istiyor, hem de umutsuzca bir yere yerleşmek, bir şeylere ait olmak isterken. O kadar zarif ve sevimli ki; canını yaktığı insanlar ona kızamıyorlar. Biz de seyirci gözüyle onun tüm vahşi tavırlarını, sinsi planlarını hoş görüyoruz.

Audrey Hepburn dillere destan zerafeti ve mükemmel oyunculuğuyla Holly'nin neşeli yüzünün gerisinde yatan hüznü ustaca aktarıyor bizlere.

Pembe Panter serisinin unutulmaz yönetmeni Blake Edwards, eseri beyazperdeye aktarırken bir parça daha muhafazakarlaştırmakla birlikte, sinema tarihinin en sevilen kült eserlerinden birini yaratmış.

Bu filmle beraber Holly karakteri ve karaktere hayat veren Audrey Hepburn ikonlaşmış, ölümsüzleşmiştir. Holly'nin sigarasıyla verdiği unutulmaz pozunu dünyanın her yerinde duvarlarda tablo, poster, defterlere kapak, çantalara baskı şeklinde görmekteyiz.


'Tiffany'de Kahvaltı' filmi, kısa romanını gölgede bırakacak kadar efsanevi bir eser. İkisinin de yeri ayrı bana kalırsa. Biraz daha karanlık bir taraftan bakmak isterseniz kitabı okumanızı, filmi de muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

Ben, canım sıkıldıkça ''Tiffany'de kahvaltı'' yapmaya gidemesem de; ''Tiffany'de Kahvaltı'' yı izlerim :) Çok katmanlı ve derin bir öyküyü anlatmasına rağmen, insanın omuzlarından dökülen sıcacık bir şal gibi saran büyülü bir havası vardır. Pek çok insanın defalarca izlemekten bıkmadığı bu filmin sırrı biraz da bundan ileri gelmektedir.


60' lar New York'un da sahici kahramanların, mutlak iyi olmayan iki insanın hikayesine dalıp gitmek, her zaman iyi gelir insana.

Belki de, bizler de kusursuz olmadığımızdan. Belki de dış dünyaya umursamaz, cool, eğlenceli gösterdiğimiz kabuklarımızın içinde aidiyet hissini yakalamayı umutsuzca isteyen ve de bundan deli gibi korkan incinmeye açık yumuşak taraflarımız olduğundan...



Aşk vardır ve aşk herkes için vardır. Masallarda betimlenen pür saflıkta prensesler; daimi centilmen prensler olmasak da...Geçmiş can kırıklıklarımız yüzümüze birer umursamazlık peçesi; kalbimize taştan bariyerler olarak oturmuş olsa da. Birer beceriksiz, birer tutunamayan olsak da, aşk vardır. Ve aşk, görkemli, ışıl ışıl bir mücevher mağazasında gezintiye çıkmak kadar özeldir.

Bunu hatırlamak istediğinizde, şifa niyetine bir doz ''Tiffany' de Kahvaltı '' izleyin. İlaç gibi gelecektir..


Yazı:




Fragman:





Breakfast at Tiffany's / Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full hd izle)