En Son Yayınlananlar:

Dram

     

Dogville     


2003
Danimarka ,  İsveç ,  İngiltere ,  Fransa ,  Norveç ,  Hollanda ,  Finlandiya ,  İtalya ,  Almanya
Dram
Lars von Trier
Nicole KidmanPaul BettanyJohn HurtJeremy DaviesJames Caan
Lars von Trier
 IMDb: 7.9 / 10

    Anlatacak iyi birşeyleriniz varsa,sinemanın o şaşaası olmadanda anlatabilirsiniz. Lars Von Tirier bunu bize her defasında kanıtlıyor.
    Film bittiğinde 10 dakika şaşkınlık, hayret ve kıskançlıkla bilgisayar ekranına takılı kaldı gözlerim..
    Her sahnesinden, her diyaloğundan öğreneceğiniz çok şey var Dogville'de.
   
 Birisi size bir hikaye anlatacak ve siz öylece oturduğunuz yerde kalacaksınız. Duyduklarınız, gördükleriniz, sorguladıklarınız hiç hoşunuza gitmeyecek. Hemde hiç! Hele de muhteşem finalini izlediğinizde, tokat yemekten farkınız kalmayacak. Hoş, her Lars Von Tirier filminde ben bunu yaşıyorum...
    
Kendinizle yüzleşmek pek kolay olmayacak.Zaten en zor şey değil midir insanın kendisiyle yüzleşmesi? Kendine dürüst olması? Merhametli misiniz? Affedici misiniz? Ya kibir? Utanç?İyilik? Kötülük? Ne kadar haksızlığa boyun eğebilirsiniz? İçinizdeki iyilik ne zaman, ne olursa ölür ve canavar bir kişiliğe dönüşür? Sınırlarınız nereye kadar uzanır?
     

     Allak bullak olmuş bir halde olacaksınız film bittiğinde...
     İnsanlardan kaçacak yer var mı koca evrende? Huzurlu bir yer mümkün mü? İyi insanlar sonsuza kadar iyi olabilir mi? Kendimizle yüzleşmekten kaçıp, başkalarını suçlamak ne kadar kolay ya da acıtıcı? Freud'un dediği gibi hep cinsellik mi var içimizde? Ya kadınlar? Hiç mi görmeyiz, farkında olmayız işimize gelmeyenlerin? Kadın ya da erkek farketmez ne kadar ikiyüzlüyüz?
                                    
        
            Ve evet Dogville sadece bir film değil. Ders gibi. İçinde bulacağınız çok şey var.
            Sakın ola ki filmin çekim şekli ve mekanı sizi izlemekten alıkoymasın.Üç saatin sonunda çok şey kazanmış olacaksınız!
             Başta da dediğim gibi anlatacak iyi birşeyleriniz varsa ne dekora ne görsel efektlere ne de başka birşeye ihtiyacınız var.
             
Film 30'ların Amerika'sında geçiyor. Gangsterlerden kaçan Grace,Dogville'e sığınıyor. Kasaba sakinlerinden Tom onu koruyacağına ve kasabalılarla konuşup, bu konuda ikna edeceğine söz veriyor. Aradığı dostluğu ve huzuru bu kasabada bulacağını düşünen Grace için olaylar hiçte zannettiği gibi devam etmiyor.
          
 Bugün ya da başka birgün  farketmez kendinize bir iyilik yapın ve bu filmi izleyin.Lars Von Tirier'in tadını alan zaten bir daha ondan vazgeçmez. Her filminin müptelası olur.
 İyi seyirler
Yazı: olimposgod


Fragman
 

Dogville 
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd İzle)


The Ides Of March / Zirveye Giden Yol

     

Orijinal İsmi: The Ides Of March
Yapıl: ABD 2011
Tür: Dram, Politik
Yönetmen: George Clooney
Oyuncular:
Ryan Gosling, George Clooney, Philip Seymour Hoffman, 
Evan Rachel Wood, Paul Giamatti
IMDb: 7.4 / 10

2011 yapımı olan 'Zirveye Giden Yol' filmi uzun zamandır izlemek isteyipte bir türlü izleyemediklerimden. Neyse ki bir otobüs yolculuğu sırasında denk geldimde,gideceğim yere hiç sıkılmadan ulaştım.      
    
George Clooney'in yönetmenliğini yaptığı ve senaryo yazımında da yardımcı olduğu bu politik film, 2011'in temiz işlerinden biri. Birçok eleştirmen tarafından iyi not alsa da, abartıldığını düşünenlerin sayısı da hiç az değil. Benim şahsi fikrim filmin her türlü izlenirliğinin olabileceği yönünde. Özellikle de oyuncu kadrosunun zenginliği  bunda en büyük etkenlerden.
   

    Bir filmde Philip Seymour ve Paul Giamatti olursa o film izlenir. İkisininde oyunculuğu tartışılmaz. Ama Ryan Gosling'inde hakkını vermek gerek doğrusu. Son zamanların en konuşulan isimlerinden olan Ryan Gosling bu filmde de çok iyi bir iş çıkarmış. Yapmış olduğu film seçimleriyle de kendini her türlü ispatlamış durumda. Bu gidişle bir oscar heykelini kucaklaması an meselesi.


    Amerika başkanlık seçimlerini anlatan film, politikanın kirli yüzünü suratımıza çarpıyor. Tabii bu hepimizin bildiği bir gerçek. Yine de film sıkıcı olmadan kendini izlettiriyor. Seçimlerde öne çıkan adaylardan ziyade işin arka tarafındaki çalışanların önemini algılıyoruz.
    
    Sadakat mi yoksa politikanın gerektirdiği oyunlar mı daha önemli? Seçmenler arkada dönen oyunlardan habersiz,kendini en iyi pazarlayana mı mahkum oluyor?
  

    Filmde beni en çok çarpan diyalogda şu oldu: "birisi benim karımı öldürse, katili öldürecek bir yol bulurum. sonra da seve seve cezamı çekerim. Ancak toplum bireyden daha iyi olmalıdır."
   
    Filmi sadece Amerika'nın seçim sürecini bilenlerin değil herkesin keyifle izleyeceğini düşünüyorum.
    
    Politika ve siyasetin ne kadar entrikalı,yalanla bezeli bir iş olduğunu hepimiz bilsekte,bu kirli çarklarda yaşamaya mahkum ediliyormuş gibi gözüksekte, DİRENmeyi asla bırakmamalıyız.Dünyayı dürüst,vicdanlı,bilgili ve sağduyulu insanlar kurtaracaktır.Temiz bir dünya için #DİRENİNSANLIK

Yazı: olimposgod

FRAGMAN


The Ides Of March / Zirveye Giden Yol
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd İzle)

 

Monster, Cani 

 
Monster, Cani
Yayın tarihi: 2004
Tür:  BiyografiDramSuç
Yönetmen: Patty Jenkins
Ülke: ABD
Oyuncular:
 Charlize Theron, Christina Ricci, Bruce Dern, Scott Wilson 
IMDb: 7.3/10 



 Seri Katiller ve Sinemadaki Yansımaları [bknz.] isimli kapsamlı incelememizin içinde var olan bazı film tanıtımlarını ayrıca yayınlıyoruz. İncelemenin içinde sadece tanıtılar ve esinlenilen seri katil profilleri varken, burada filmi izleme şansınız da olacak..

Bu filmden bahsetmeden önce Charlize Theron mucizesine değinmek gerekiyor. Dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Charlize Theron bu film için adeta Aileen Wuornos (filmin konusunu oluşturan gerçek bir seri katil) haline gelmiştir. Hem fiziksel olarak hem oyunculuk olarak inanılması güç bir iş çıkarmış. 


Ben ciddi bir sinema sever olarak böyle bir oyunculuğu bir tek The Doors filminde Jim Morrison'ı canlandıran Val Kilmer'dan gördüm.


Val Kilmer'da rolünü yaptığı Jim Morrison karakterine öylesine bürünmüştü ki, Morrison gibi görünüyor, görüntüsü bir yana Morrison parçalarını kendi sesiyle söyleyebiliyor ve fark anlaşılmıyordu, Morrison gibi alkol alıyordu ve filmden sonra 2 yıl alkol tedavisi görmesi gerekmişti. Charlize Theron aynı şekilde rolüyle özdeşleşmiş, rolün hakkını fazlasıyla vermiş. Öyle ki katilin elimizde olan gerçek resimleriyle Charlize Theron'un filmdeki görüntülerini karşılaştırdığımızda, hangisinin gerçek Aileen Wuornos olduğunu algılayamıyoruz.



Charlize Theron yarattığı bu oyunculuk mucizesiyle tabii ki hakkı olan "En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü Drama, En İyi Kadın Oyuncu SAG Ödülü,

Film Eleştirmenleri Birliği En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Independent Spirit En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Broadcast Film Eleştirmenleri Birliği En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Satellite Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini silmiş ve süpürmüştür.


 Film, 1986'da halen sokaklarda fahişelik yaparak hayatta kalmaya çalışan ve sık sık şiddet gören Aileen Wuornos'ın, hayatının aşkı olacak Selby Wall'a bir barda rastlamasıyla başlıyor. 


Aileen rastlantı eseri, birazda mecburiyetten girdiği lezbiyen barında tanıştığı Selby Wall'a aşık olması ile başlayan ilişki sonucu hayatını düzene koymak, fahişeliği bırakmak ister. 



Ancak bu o kadar kolay olmayacaktır. Sevgilisine adeta bir erkek gibi göğüs gerip iyi yaşatmak isteyen Aileen tekrar fahişeliğe dönmek zorunda kaldığında ise cinayetlere başlayacaktır.


Filmde bir kadının seks işçisi olduktan sonra dışlanışı, topluma tekrar kabul edilmemesi ve sokaklarda gördüğü erkek şiddetine tepki gibi doğan seri cinayetler, çarpıcı bir dille anlatılmıştır. İzlenmesi gereken bir filmdir.

Yazı: OvErUyUz

Fragman
Monster , Cani
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

 

Duvara Karşı  "Gegen Die Wand" 

Duvara Karşı  "Gegen Die Wand"   
Yayın tarihi: 21 Ocak 2005
Tür: Dram
Yönetmen: Fatih Akın
Senaryo: Fatih Akın
Müzik: Maceo Parker, Alexander Hacke, Klaus Maeck
Oyuncular: Birol Ünel, Sibel Kekilli, Meltem Cumbul, Mona Mur, Güven Kıraç
IMDb: 7.9/10
Dikkat: yazı +18 içerik içerebilir.

 İnsanların yüzde 60’ının şu ya da bu şekilde, hayatlarının herhangi bir döneminde intiharı düşündüğünü biliyor muydunuz?

Psikoloji biliminde intihar şöle tanımlanır; psikolojik olarak rahatsız olan kişinin, istemli olarak yaşamına son vermesi olup, kendisine yönelik bir saldırganlık halidir. 

Ancak bana kalırsa, o kadar basit değildir.

 Hayatını sona erdiren birçok insan depresyonda değildir, bazıları kendileriyle barışık ve sakin mizaçta olabilirler. Madde bağımlısı ya da alkolik olmayabilirler. Her üç insandan ikisi hayatlarının bir döneminde de olsa en az bir kere intiharı düşünüyor ise, bu oran, durumu yeterince karışık yapmaya yeterli bir orandır bence.

  
 İnsanlar intihar etmeye öylesine meyillidir ki, bir ünlünün intihar haberi bile tetikleyici olabilir. Marilyn Monroe ve Kurt Cobain gibi ünlülerin ölümlerinden sonraki ayda intiharlar %12 artmıştır.

 İntihar sadece ciddi ölüm girişimlerinin sonucu değildir. Uzmanlar, uzun süre içerisinde ölüme yol açacak şekilde kişilerin kendilerini tahrip edici davranışlarda bulunmalarını da intihar eğilimi olarak değerlendiriyorlar. "Hızlı yaşayıp, genç ölenler" ve "ölümüne hayat sürenler", aslında birer uzun süreli intihar girişimleridir.

 Mutlu mesut ülkemizde neyseki intihar oranları oldukça düşüktür. Türkye İstatistik Kurumu'nun açıklamasına göre ülkemizde 2010 yılında 2933 kişi intihar nedeniyle hayatını kaybederken bu sayı 2011 yılında sadece 2677’de kalmıştır. 10 yıllık genel bir bakış attığımızda ise, yıllara göre küçük değişiklikler olsa da, rakamlar hep bu seviyelerdedir.



 Birleşik Devletler’e bakarsak bu rakamlar; yılda 6 milyon intihar girişimi ve 30 binin üzerinde intihar girişimine bağlı ölümdür. Nüfusa oranla baktığımızda ise bu oranlar ABD’yi orta seviyede intihar eğilimli yapmaktadır.
 

 İsterseniz buyurun birde asıl durumu vahim olan ülkelere bakalım; dünyada en yüksek intihar oranı Macaristan’dadır. Çekoslovakya, Finlandiya, Avusturya ve İsviçre’ de de oranlar yüksektir.

 Burada intihar oranımız düşük diyerek “geri kalmış ülkeyiz” edebiyatı gibi saçma sapan birşeye girişmeyeceğim tabii ki. Çünkü benim çevremde intihar oranı ülkenin istatistikleriyle pek uyuşmuyor, oldukça yüksek. Bu farkın sebepleri, biraz farkındalık, biraz zeka yapısı, biraz hayata bakış, madde kullanımı ya da mutlu mesut ülkemiz halkının uzağında “uç nokta”lardaki hayat tarzları olsa da, intihar her kesimden, herkesin düşünebileceği oldukça insani bir durum bence.



 Hayat başarısızlıklar, trajediler, ailevi  ve sosyal problemler, kişilik bozuklukları, psikolojik çıkmazlar, ekonomik çöküşler, tekdüzelik, seksüel sorunlar, yetersiz hissetmek, küçük düşürülmek, toplumsal buhranlar, savaş, göç, kalabalık, işsizlik, açlık, bağımlılık, şiddet, eşitsizlik, ağır engellilik durumu, iyileştirilemez hastalıklar, çocuk ölümleri, şehir hayatı ve daha pek çok intihar bahanesiyle doludur. Hayat öylesine acımasızdır ki, intiharın bir kurtuluş gibi gözükmesi sıklıkla muhtemeldir.

 Yaşam hiçbirimiz için toz pembe değildir, bu yüzden sonrasında bir cennet olduğunu düşleriz. Sosyo-ekonomik durumumuz her ne olursa olsun, kendi yarattığımız dünya ve tüketim toplumu bizi, bizden kopartmıştır. Ekonomik sistem ve bankalar insanları yarı robotik androidler haline getirmiş, karşı çıkanlar ise toplum dışı ya da marjinal ilan edilmişlerdir. 

Bizler hem doğayı, hem kendimizi değiştirirken, icat ettiğimiz dinler, topluluklar, kurallar, tabular, makinalar, kurduğumuz kavimler, ülkeler, şehiriler, aileler, kısacası hepsi, topyekün başarısız oldular. Sonuçta insan mutsuz oldu. Ve hızla dünyayı değiştirirken mutsuzluğu da aynı hızda artmaya devam etti.



 Son mutlu sayılabilecek, "çağdaş olmayan" atamız Homo Sapien, 50 bin yıl önce öldüğünde bile o kadar da mutlu değildi. Çünkü 400 bin yıl önce yok olan atası Erectos, yapacağını yapmış, (halinden mutlu olmasa gerek) ayağa kalkmıştı. Muhtemelen, son yarı mutlu çağdaş olmayan atamız Sapien, belindeki ağrılar yüzünden suçladığı Erectos’a en alasından bir küfür salladığı gibi, kendi kafasına "el yapımı" ilkel baltasıyla vurarak, ilk başarısız intihar girişimini gerçekleştirmiş oldu.

 İnsan oldum olası mutsuzdu. Filmlere bakın, çoğu mutsuz olayları bile sonunda bir şekilde mutluluğa bağlarlar. Eski müzikalleri düşünün mesela... (artık o kadar mutlu film bile çekilmiyor) Mutluluk her zaman satar. Sinemada mutlu son, adeta bir gelenektir. İnsanlar sahip olamadıkları şeyleri, en azından izlemeyi severler.

 Sık sık kulanılan bir söylem vardır, “Hayat bir film gibidir, başrolde de sen oynarsın” (ya da buna benzer bir şeydi). Eğer hayat bir film gibi olsaydı Duvara Karşı gibi olurdu bence (en azından kendi tecrübelerim bunu gösteriyor). Gerçek hayatta mutlu sonlar pek olmaz ve şu mağlum Erektus ayağa kalktığından bu yana, intiharlarla doludur.


 Sanırım 93 ya da 94 yılıydı, Aerosmith grubunun "Livin’ On The Edge" videosundaki intihar sahnesi o yaşta pek bir ilgimi çekmişti. Oturup tekrar tekrar o son sahneyi, arabanın son sürat duvara çarpışını, fakat akabinde hava yastıklarının açılışını izlediğimi gülümseyerek anımsıyorum (aramızda kalsın; ileri ki senelerde bunu bir-iki kere denemişliğim oldu).Fatih Akın da benim gibi o sahnenin tutkunu muydu bilinmez ama Duvara Karşı filmi işte aynı ordaki gibi bir intiharla başlıyor.

 Filmden bahsetmeyi çok fazla sevmiyorum, izlemeyenler için yazının sonuna bir konu özeti koyacağız. Ancak söylemek isterim ki, Fatih Akın, yarattığı intihara meyilli karakterlerle, film boyunca beni yerden yere vurdu. Birol Ünel ise başlı başına bir olaydı. Oynadığı karakteri adeta yutmuştu. Filmde o kadar çok intihar girişimi var ki, hayat kadar gerçekti..



 Filmin müzikleri de oldukça güzel seçilmiş ve bizdenlerdi (depresif ve intihar eğilimli). Zaten pekde mutlu insanlara göre bir yapım olmadığı taktire şayandır herhalde. Hatta tam olarak algılamak için biraz intihara eğilimli olmak gerekli diyebiliriz. Bana kalırsa, bütüne baktığımızda 10 / 10 numaradır.

"İntiharın Eşiğinde Bir Film"dir Duvara Karşı.

  Sonsöz olarak şunu söylemek isterim; 
mutlu hayatlarınız boyunca karşınıza bu filmdeki karekterlere benzer insanlar çıkarsa ya da (olmaz ya) kendinizi elinizde bir kutu sakinleştiriciyle aynaya bakarken bulursanız, o ilk ayağa kalkan Homo Erectos'u hatırlayın. Bütün suç onun...!!!
  
Yazı: OvErUyUz
Edit: theOz


Kaynak ve Alıntılar: 
saglikhatti.org, wikipedia.org, tuik.gov.tr, Psikolog Nur GEZEK, Journal of Abnormal Psychology Teşekkür Ederiz.


Kısaca Konusu;
Cahit Tomruk (Birol Ünel) 40 yaşlarında Almanya'da yaşayan, hayattan vazgeçmiş bir Türk'tür. Üstelik duymakta olduğu acıyı dindirmek için kendisini kokain ve alkole vermiştir. Bir gece, bilinçli olarak arabasıyla duvara çarpar ve kıl payı hayatta kalır. Psikiyatri kliniğinde Sibel Güner (Sibel Kekilli) ile tanışır. O da intihar girişinde bulunmuş olan bir Türk'tür. Sibel, Cahit'ten onunla evlenmesini ister, böylece tutucu ailesinin onu bunaltan kurallarından kurtulabilecektir. Cahit başta bu teklifi reddeder ama ardından plana uymayı kabul eder. Plana göre sadece ev arkadaşı hayatı yaşayacak, tamamen bağımsız özel hayatlara ve cinsel yaşamlara sahip olacaklardır. Fakat birbirlerine aşık olmalarıyla durum karmaşık bir hal alır ve Cahit'in Sibel'in sevgililerinden birini kıskanarak öldürmesi ile sonuçlanır. Cahit hapishaneye düşerken, Sibel İstanbul'a gider.Cahit hapisten çıkacak ve onu bulacaktır.

Ödüller;
  • 2004 - Deutscher Filmpreis En iyi Kadın Oyuncu
  • 2004 - The Quadriga Prize, Berlin
  • 2004 - Gümüş Ayna Ödülü En İyi Film (Oslo Film Festivali)
  • 2004 - Avrupa Film Akademisi En İyi Film Ödülü
  • 2004 - Avrupa Film Akademisi Halk Ödülleri En İyi Yönetmen
  • 2004 - 54. Berlin Film Festivali-Altın Ayı (En İyi Film)
  • 2004 - Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü
  • 2005 - Goya Ödülleri-En İyi Avrupa Filmi



FRAGMAN


SOUNDTRACKS
 




Bu filmle ilgili soundtrackleri daha kapsamlı olarak Soundtrack sayfasında bulabilirsiniz..!



Duvara Karşı  "Gegen Die Wand"
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)





 

Soraya'yı Taşlamak - The Stoning of Soraya

 
The Stoning of Soraya
2008 - ABD
Dram
114 Dak.
Cyrus Nowrasteh
Jim Caviezel ,  Shohreh Aghdashloo ,  Mozhan Marnò ,  Navid Negahban ,  Bita Sheibani
Sahar Bibiyan
Cyrus Nowrasteh ,  Betsy Giffen Nowrasteh
Jason Jones ,  Todd Burns
 Imdb:7.8 

   Soraya'yı Taşlamak filmini sosyal medyadan bir arkadaşın tavsiyesi üzerine izledim.O bana 'izlerken gözyaşlarına hakim olamayacaksın'dedi.Evet olamadım ama sinirden..Film bittiğindeyse dünyanın tüm kötülüklerine, haksızlıklarına, çirkinliklerine, adaletsizliklerine, kadınlarına, çocuklarına hıçkıra hıçkıra ağladım.

   Çok fazla isyan ettim erkek egemen dünyaya... Ve biz kadınlara kızdım.. Kızmak değil de; bastırılmışlığa, susturulmuşluğa kızdım. Daha çok bağırmalı daha çok hakkımızı savunmalı, bize ait olanı almak için daha çok mücadele etmeliyiz. İzin vermemeliyiz erkek hegomanyasının bizi esir etmesine. Hele de 'din kisvesi'altında..

   Filmimiz, Fransız bir gazetecinin İran'ın bir köyünden geçerken, arabasının bozulmasıyla başlıyor. Tamir için arabasını bırakıp, bir kahvehaneye giriyor. O sırada onu gören Zehra, bir şekilde gazeteciyi evine çağırıyor. Gazeteci evine geldiğinde de 'sesimi alıp, buralardan götürmeni istiyorum' diyor ve başlıyor hikayesini anlatmaya...


   Soraya'nın kocası Ali, 2.ci eşini almak istemektedir. Yeni eşin yaşı da henüz 14'tür. Yalnız 2.ci eşi almak isterken, Soraya'ya ve çocuklarına karşı (2 kız çocuğu) hiçbir sorumluluk kabul etmeden bu evliliği gerçekleştirmek amacındadır. Tabii ki bu durumda Soraya'nın geçinebilmesi, evine ve çocuklarına bakabilmesi imkansızdır. Mağlum kadınlar çalışamadığı gibi tekrar baba evine de dönememektedir-ki dönebilseler bile zaten babalar istememektedir.! Bu olaylar olurken, köy sakinlerinden Haşim'in karısı ölür. Molla efendi ve etrafındaki erkekler Soraya'nın , Haşim'in ev işlerini yapmasına karar verirler. Zehra'nın diretmesiyle de bir maaş vermeyi kabul ederler. Ama bu durum kocası Ali'ye yeterli gelmez. Çünkü Soraya boşanmayı kabul etse bile, ona belli bir nafaka vermek zorundadır (şeriat kanunlarına göre). Ve onun ölmesi gerektiğini düşünür. Molla efendiye de bunu dile getirir. Böylece bir plan yapmaya koyulurlar. Ha, plan dediysek öyle karmaşık, çetrefilli birşey yapmaya gerek yoktur. Soraya'nın zina yaptığı dedikodusunu yayarlar. Bunu kanıtlamak için iki şahit yeterlidir nasılsa! Haşim'i tehdit ederler ve planlarını hayata geçirirler. Bu kadar basittir olay!..

   Filmin en can alıcı sahnesi Soraya'nın recme götürülürken söyledikleri bence. Soraya onu taşlayacak olan erkeklere seslenir: Bunu bir insana nasıl yaparsınız? diye.. Gelen toplu cevap ise şudur: Allah'ın emri bu.. En kötüsü de recm bitince, herkesin birbirinin sırtına vurarak 'Alllah razı olsun' demesidir...


   Bu film gerçek bir olaydan senaryolaştırılmış. Bilmediğimiz, duymadığımız trajediler değil maalesef. Kimbilir şuan bile kaç kadın böylesi bir şiddete mağruz kalıyor? İlla ki taşlanmak, dövülmek değildir şiddet, susturulmak, hakkını savunamamak, konuşamamakta şiddetin bir çeşididir..

  Oysa ki dünyanın en güzel renklerindendir kadınlar... Onları karartmak demek dünyayı karartmak demek. Renkli bir dünya da yaşamak varken niye karanlığa mahkum olalım ki-olasınız ki? Ses verin kadınlar. Bağırın ve yaşayın.. Bu dünya bizim de evimiz..!!!
İyi Seyirler...

Yazı: olimposgod


FRAGMAN



Soraya'yı Taşlamak - The Stoning of Soraya
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)







 

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
2009 - Kanada
BiyografiDram
96 Dak.
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  François Arnaud ,  Niels Schneider ,  Anne Dorval ,  Johanne-marie Tremblay
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  Carole Mondello
 Imdb:7.2


    İki sene önce not defterime 'bu çocuğa dikkat' diye yazmışım. Çocuk diyorum çünkü daha 19 yaşındaydı ilk filmini çektiğinde. Ve farkındayım çocuk diyerek haksızlık ediyorum. Kaç kişi  19 yaşındayken hem yazdığı, hem yönettiği, hem de oynadığı bir film yapabilir ki? Dahası bu kadar ses getirebilir?

  Kim mi bu genç yetenek; Xavier Dolan..
  İlk filmi 'Annemi Öldürdüm' ile Kanadalı yeni yetenek epey beğenildi. Cannes'ta dikkat çekmekle kalmadı, ayrıca ödüllendirildide. Ülkesininde o sene ki oscar adayına seçildi. Üstelik senaryosunu henüz 16 yaşındayken kaleme almış ve 19 yaşında kendi imkanlarıyla filmini çekmiştir.



   2009 yapımı olan filmin konusu aslında basit. Lise öğrencisi Hubert'ın annesiyle olan çatışmalarını anlatıyor film. Ama önemli olanda basitliği, içtenlikle ve ustalıkla sunabilmek. Ve Xaiver'da bunu fazlasıyla beceriyor bence.

   Film otobiyografik öğelerde taşıyor. Kahramanımız Hubert 16 yaşında, gay bir lise öğrencisidir.Annesiyle beraber yaşamaktadır. Ve ikisi korkunç çatışmalar içerisindedir. O annesini, annesi de onu anlamamaktadır.



 Hepimizin bir dönem yaşadğımız şeyleri göreceğimiz bu filmde, yönetmenin konuyu ele alış şeklini ve sunuşunu seveceğinizi düşünüyorum.

   Sakın ola es geçmeyin ve 19 yaşında insanların neler yaptıklarını, yapabildiklerini bir görün. Ben fazlasıyla hayran kaldım filme...Ve kendimden birçok parça buldum.

   Yaş ilerleyip, büyüdükçe anlayışsızlık daha da dağ gibi büyüyor sanki... Her geçen nesil yenisini beğenmiyor. Ama genç olmak, deli+kanlı kız-erkek olmak harika birşey. Gençlere bakın! Nasıl da hala umutlular, gözleri pırıl pırıl. O pırıltnın gitmesine, sönmesine izin vermeyelim. Çocuklarımızı dinlemeye, anlamaya çalışalım. Onlardan daha kıymetli neyimiz var ki dünyada!. ...dünya da daha kıymetli ne var ki çocuklardan başka..
 İyi Seyirler.....

Yazı: olimposgod


FRAGMAN




Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)





 

Cennet Yolculuğu, Paraiso Travel

 
Cennet Yolculuğu, Paraiso Travel
Filmin Yönetmeni: Simon Brand
Filmin Türü: Dram
IMDB Puanı: 7.1
Yapım Yılı: 2008
Ülke: ABD, Kolombiya
Yayınlanan Tarih: 10 Haziran 2009
Senaryo yazarı: Jorge Franco Ramos, Juan Manuel Rendon
Oyuncular:
 Angelica Blandon, Raúl Castillo, Aldemar Correa, Margarita Rosa de Francisco, Ana de la Reguera, Germán Jaramillo, John Leguizamo, Chiko Mendez, Edward Steven Mesa, Luis Fernando Munera, Jesús Ochoa, Loukas Papas, Panama Redd, Eddie Rosado, Vicky Rueda, Ana María Sánchez, Indhira Serrano, Bob Weston

   Avrupa Birliği, bünyesindeki ülkelerin vatandaşlarına serbest göç hakkı tanıdığı için, birçok Avrupalı vatandaş Avrupa'nın gelişmemiş doğu kısmı tarafından, ona nispeten daha çok gelişmiş olan batı kısmına göç etmektedir. Özellikle de İtalya, Almanya, İspanya ve Fransa en çok göç alan ülkeler arasında gelmektedir. Farkedilebilir bir biçimde Avrupa Birliği'nin bazı ülkeleri yeni üyelerden daha avantajlı durumda gözükmektedir; örnekle, çok büyük sayıda Polonyalı insan İngiltere, İrlanda ya da Hollanda'ya göçerken, yüksek sayıda Romanyalı ise genelde İtalya ve İspanya'yı seçmekte. Diğer bir yandan Fransa ve Almanya ülkelerine Doğu Avrupa'dan gelecek göçmenler için çeşitli yasalar ve sınırlandırmalar çıkarmıştır fakat İngiltere ve İrlanda'da hiçbir kısıtlama yoktur.

   Polonya'nın Avrupa Birliği üyesi olmasından (Mayıs 2004), 2007 yılının başlarına kadar 375.000 Polonyalı İngiltere'de iş sahibi olmuştur ki, bu rakam İngiltere'de yaşayan 750.000 Polonyalı'nın 3'te birini oluşturmaktadır. Çoğu Polonyalı, İngiltere ve İrlanda arasında mekik dokuyan birçok Doğu Avrupalı gibi sezonluk çalışmaktadır.

  
  Ülkemize gelirsek,  İTO’nun yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’ye her yıl yaklaşık 300 bin kaçak göçmen giriyor. Bunların yarısı da ev işleri ve bakıcılığın yanı sıra, fuhuş, inşaat, tekstil, gıda sektörlerinde çalışıyor. 163 farklı ülkeden gelen kaçak göçmenlerin sayısının 1 milyonu bulduğu belirtiliyor.ULUSLARARASI Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünyada göçmen işçi ve aile sayısı 120 milyona ulaştı.


   Konu Amerika Birleşik Devletleri'ne geldiğinde ise durum korkunç bir hal almakta. Gerçekleşmese de, dünya üzerindeki göç hareketlerinin 4/1'i ABD hedeflidir. Sahte Amerikan rüyası peşindeki milyonlar ABD göç yollarında ya hayatlarını kaybetmekteler ya da hedeflerine ulaşamadan geçtikleri ülkelerde suç örgütlerine katılmaktalar.

   Konuyla ilgili Latin Amerika göç istatistikleri, ABD  göçmen istatistikleri ve göçmen suçları istatistikleri durumun Yeni Dünya da ne kadar korkunç olduğunu gösteriyor. ABD'nin göçmenlik politikaları ve dünyadaki politikalarının yarattığı göç hareketleri arasında korkunç bir çelişki var.


   Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum çünkü başlı başına incelenmesi gereken ve bizim alanımız olmayan bir konu. Filmimize gelirsek; tahmin edeceğiniz üzere filmimiz Amerikan rüyası gören  Kolombiyalı iki genç üzerine.

   İnsanların kendi ülkelerinde yakalayamadıkları mutluluğu, huzuru, özgürlüğü ve yaşam standartlarını başka bir ülkede aramak için yola çıktıklarında düşebilecekleri durumlarla alakalı bu film. İki gencin bir macera gibi başlayan hikayesi, insan tüccarları, uyuşturucu, göçmen polisi, açlık, aşağalanma, kandırılma, fuhuş, kadın ticareti gibi dünya gerçekleriyle son buluyor.


   Ağır ve istatistiklerle dolu bir yazı olduysa özür dilerim. Hayatımın 3-4 yılını göçmen olarak buna benzer hayal yolculuklarıyla geçirmiş, orta yaşlı bir adam olarak film beni çok etkiledi. Aslında toplumsal mesajlarla dolu, çok ağır bir film değil. İçinde barındırdığı aşk hikayesi ve genç adamın hayata tutunma çabaları konuyu biraz olsun yumuşatmış.

Güzel senaryosu, hatrı sayılır oyunculuk performansları ile güzel çekilmiş izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum ve 7.4 olarak puanlıyorum.

Ait olduğunuz yerlerde mutlu olabilmeniz umuduyla iyi seyirler..

Yazı: OvErUyUz



Alıntı ve kaynaklar:
 wikipedia, wowturkiye, hürriyet.com, amnesty.org, amnesty.org.tr, turkishny.com, cumhuriyet.com.tr 
teşekkür ederiz
FRAGMAN



Cennet Yolculuğu, Paraiso Travel
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)

 

 

Biutiful

2010 - İspanya ,  Meksika
Dram
148 Dak.
Alejandro González Iñárritu
Javier BardemBlanca PortilloMaricel ÁlvarezRubén OchandianoDiaryatou Daff
Alejandro González Iñárritu ,  Armando Bo ,  Nicolás Giacobone
Alejandro González Iñárritu ,  Guillermo del Toro
 IMDb:7.4
   
Hiç kuşkusuz ki artık Javier Bardem deyince iyi bir film izleyeceğimizi biliriz.. Biutiful filmi de uzun zamandır izlemek istediklerim arasındaydı. Maalesesf moralimin yüksek olduğu bir günde izleme hatasını yaptım. 2,5 saatlik zaman diliminin çoğunu ağlayarak geçirdim diyebilirim nerdeyse!

    
  Karanlık bir atmosferde çok can yakıcı, trajik bir film Biutiful..Özellikle Javier Bardem'in canlandırdığı Uxbal karakteri beni derinden etkiledi.. Sevgi dolu bir babanın çaresizliğine tanık olmak çok sarsıcı..
      
  Oyunculuğu zaten oscarla tescillenen Javier Bardem bu filmdede üst düzey bir performans sergiliyor.
Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzales göç sorununu trajik bir şekilde işleyerek filminin hakkını veriyor!

     
 Filmin konusuna gelince; Uxbal iki çocuğuna yalnız bakmak zorunda olan bir babadır. Hayatta kalıp, çocuklarına bakabilmek için istemesede yasadışı işler yapmak zorundadır.çoğu zamanda başı belaya girmektedir..
Ama maalesef işler bundanda kötüye gidecektir!!



FRAGMAN



Biutiful
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)







 

Brokeback Mountain , Brokeback Dağı

Yönetmen: Ang Lee
Yazan: E. Annie Proulx
Senaryo: Larry McMurtry ve Diana Ossana
Sinematografi: Rodrigo Prieto
Yapım Yılı :2005
IMDb:7,7/10
Oyuncular:
Heath Ledger - Ennis Del Mar
Jake Gyllenhaal - Jack Twist
Randy Quaid - Joe Aguirre
Anne Hathaway - Lureen Newsome
Michelle Williams - Alma

   Yaşadığımız dünyada tekdüze ve rutin hayatlarımız var. Tek yönlü tercihlerimiz zaman içinde öylesine kemikleşmiş tabular haline geliyor ki bizleri yaşlandıkça aslında gençken hiç hayalini bile kuramayacağımız insanlar haline getiriyor. 

   Hetereseksüel hegomanya altında ezilen seksüeliteler için bir hakaret sallayıp geçiyoruz çoğu zaman..

   Oysaki Judith Butlerın dediği gibi "Bedenimizin sınırları, dünyamızın sınırları değildir" Butler'ın söylemek istediği "cinsiyet"in de tıpkı toplumsal cinsiyet gibi bir inşa olduğu ve inşa öncesi bir "kadınlık" ya da "erkeklik" kategorisinin söz konusu olmadığıdır. Butler'a göre evrensel ve sabit bir kadın-erkek ikiliği etrafında şekillenen yaklaşımlar, farklı cinsel kimliklerin icrasındaki siyasal, kültürel ve toplumsal kesişmelerin çoğulluğunu yeterince anlayamaz.


   Bu bağlamda, insan doğası homofobi dediğimiz psikolojik bozukluğu ortaya cıkarıyor. Islami engeller, mahalle baskısı, aile baskısı, eşcinsellerin toplum içindeki itilmiş hayat tarzı ve benzeri birçok sosyal zorbalığın bolca olduğu bizim gibi geri kalmış ortadoğu ülkelerinde çok sık görülen fomofobi, aslına bakarsanız, kişilerde çoğunlukla eşcinsel güdülerinden korktuğu, kendine dahi itiraf edemediği ya da çeşitli seksüel deneyimlerde asla aktif rol alamadığından görülebiliyor.


   Filmin isminin korsan baskılarında "ibne kovboylar" şeklinde çevrilmesi, sevdiğim ve çok beğendiğim bir film olduğunu söylediğim bir ortamda "ibne misin oğlum sen" şeklinde tepki almam, farklılıkları kabullenememiş toplumumuzdaki bu homofobik ortamdandır.


   Brokeback Mountain filmini sıradan bir homofobik toplum taşlaması olmaktan çıkaran ABD'nin batısında oldukca taf bir iş olan cowboy bir cift arasında geçiyor olması. Karakterlerden birisi ciddi anlamda homofobik olmasına rağmen, sonrasında kendini derin bir aşkın içinde buluyor.Çeşitli toplumsal gerekçeler ve olaylar sonunda ayrı düşselerde, hayatları boyunca sürecek olan bu tutkulu aşk hikayesini, seksüel tercihleri bir yana bırakabilen, kendi seksüelitesiyle barışık kişiler zevkle izleyebilirler. Gelgelelim bu konularda tabulara sahip homofobik kişiler için film "ibne kovboylar" başlığından öteye gidemeyecek bir film.. hiç izlemeye yeltenip boşa rahatsızlık yaşamayın.


   Benim açımdan ise bir-iki sahne dışında oğlum,eşim, ailece izlenebilecek teknik açıdanda oldukça güçlü bir film.Brokeback Mountain'ı etiketlerken "Doğa Temalı Filmler" arasına da koyacağım. Çünkü filmin setleri Amerikanın inanılmaz doğası içinde, muhteşem manzaralar eşliğinde geçmekte.


   Yıldızımın hiçbir zaman uyuşmadığı akademinin bu filme oscar verebilmiş olması beni şaşırtmıştı açıkcası. Fakat Brokeback Mountain oscarı kesinlikle hak eden harika kurgusu, etkileyici senaryosu,toplumsal irdelemeleri, görülmeye değer sahne seçimleri ile benden 9.2 /10 alıyor. 

   Hayatta farklılıkların birlikteliklerini kabullenebilmiş, farklılıkların yarattığı değişik renk tonlarını
algılayabilen, hangi cinsin arasında geçerse geçsin aşkı kabullenip sevebilen bütün dostlara tavsiyemdir.
İyi seyirler. by OvErUyUz

Kısaca Konusu:
Ennis Del Mar (Heath Ledger) ve Jack Twist (Jake Gyllenhaal) aynı anda kovboyluk işine başvurur. İkisi de işe alınır ve kampa gönderilir. Sabahtan akşama koyun güden ikili akşamları konuşmaya ve arkadaşlık etmeye başlar. Zamanla bu arkadaşlık aşka dönüşür. Ancak kapalı bir toplumda ve eşcinselliğin hiç kabul görmediği bir dönemde yaşamaktadırlar. Kamp dönüşü her ikisi de evlenir ve çocuk sahibi olur.
Aradan dört yıl geçer. Jack, Ennis'e bir kart gönderir ve onu ziyeret etmek istediğini söyler. Ennis teklifi sevinçle kabul eder. İkili bir-iki haftalığına kampa gider. Ennis'in eşi iki kovboyun arasındaki ilişkiyi farketmiştir ve Ennis'den boşanır.
Biri çiftçi, diğeri rodeo kovboyu olan bu iki adam farklı karakterlerine rağmen birbirlerine bağlanırlar. Yaşam boyu sürecek olan bu ilişki, kopmalar ve ayrılıklar yaşayacak fakat iki aşığı her zaman buluşturacaktır. Ortaya, kulaktan kulağa yayılacak, aşka dair güçlü tonlar barındıran efsanevi bir hikâye çıkacaktır.


Oskar Adaylıkları ve Ödülleri:
Brokeback Dağı, 31 Ocak 2006'da sekiz dalda Oscar'a aday gösterilmiş, 5 Mart 2006'da sahiplerini bulan 78. Oscar Ödülleri`nde üç dalda Oscar almıştır.
  • En İyi Erkek Oyuncu - Heath Ledger
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Jake Gyllenhaal
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Michelle Williams
  • En İyi Uyarlama Senaryo - Larry McMurty ve Diana Ossana - Aldı
  • En İyi Sinematografi - Rodrigo Prieto
  • En İyi Yönetmen - Ang Lee - Aldı
  • En İyi Orijinal Şarkı - Gustavo Santaolalla - Aldı
  • En İyi Film
Diğer Ödüller:
63. Altın Küre Ödülleri
En İyi Film - DramEn İyi Yönetmen - Motion Picture (Ang Lee)En İyi Senaryo - Larry McMurtry ve Diana OssanaEn İyi Şarkı - Gustavo Santaolalla ve Bernie Taupin, "A Love That Will Never Grow Old"
2006 MTV Film Ödülleri
En İyi Performans: Jake GyllenhaalEn İyi Öpüşme Sahnesi Ödülü: Jake Gyllenhaal & Heath Ledger
Boston Society of Film Critics
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang Lee
Central Ohio Film Critics Association
En İyi 10 FilmEn İyi Aktör - Heath LedgerEn İyi Senaryo
Chicago Film Critics Association
En İyi Senaryo - Larry McMurtry ve Diana OssanaEn İyi Score - Gustavo Santaolalla
Critics' Choice Ödülleri
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Michelle Williams
Dallas-Fort Worth Film Critics Association
En İyi 10 FilmEn İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Senaryo - Larry McMurtry ve Diana OssanaEn İyi Sinematografi - Roberto Prieto
Director's Guild Ödülleri
Yılın Yönetmeni Ödülü - Theatrical Motion Picture
European Film Awards
En İyi Yönetmen - Ang Lee
Florida Film Critics Circle
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Senaryo - Larry McMurtry ve Diana OssanaSinematografi - Roberto Prieto
Iowa Film Critics
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang Lee
Las Vegas Film Critics Society
En İyi FilmEn İyi Aktör - Heath LedgerEn İyi Yönetmen - Ang Lee
Los Angeles Film Critics Association
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang Lee
National Board of Review
En İyi 10 FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Jake Gyllenhaal
National Public Radio
Bob Mondello'nun 2005'in En İyi Filmleri
New York Film Critics Circle
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Erkek Oyuncu - Heath Ledger
Online Film Critics Society
En İyi Uyarlama Senaryo - Larry McMurtry ve Diana OssanaEn İyi Score - Gustavo Santaolalla
Phoenix Film Critics Society
En İyi 10 FilmEn İyi Erkek Başrol Oyuncusu Performansı - Heath LedgerEn İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı - Jake GyllenhaalEn İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı - Michelle WilliamsEn İyi Uyarlama SenaryoEn İyi Sinematografi
Producer's Guild Awards
Yılın Prodüktörü Ödülü - Theatrical Motion Picture
Satellite Awards
Üstün Motion Picture, DramaÜstün Yönetmen - Ang LeeÜstün Film Kurgusu - Geraldine Peroni ve Dylan TichenorÜstün Orijinal Şarkı - Gustavo Santaolalla ve Bernie Taupin, "A Love That Will Never Grow Old"
Southeastern Film Critics Association
En İyi 10 FilmEn İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Uyarlama Senaryo - Larry McMurtry ve Diana Ossana
St. Louis Gateway Film Critics Association
En İyi FilmEn İyi Aktör - Heath LedgerEn İyi Yönetmen - Ang LeeEn İyi Senaryo - Larry McMurtry ve Diana Ossana
Utah Film Critics Society
En İyi FilmEn İyi Yönetmen - Ang Lee
62. Venedik Film Festivali
Altın Aslan - En İyi Film


FRAGMAN



SOUNDTRACKS








Brokeback Mountain , Brokeback Dağı
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)









 

Barfly

Yönetmen Barbet Schroeder
Yapımcı Barbet Schroeder
Senarist Charles Bukowski
Görüntü yönetmeni Robby Müller
 Türü Dram, romantik
Yapım yılı 1987
Devam filmi Factotum (2005)
Oyuncular Mickey Rourke,Faye Dunaway
IMDb 7.1/10

Sizlere eski fakat bir o kadarda çarpıcı bir film tanıtmak istiyorum.Bu filmi özellikle gerçek hayatta  BARFLY olanlara şiddetle tavsiye ederim...!!
Bar Kelebeği 1987 ABD yapımı yarı-otobiyografik dramatik filmdir. Özgün adı Barfly (İngilizce: Barlardan çıkmayan kimse, bar kuşu, bar sineği) olan film Mart 1989'da Türkiye'de sinemalarda "Bar Kelebeği" adıyla gösterime girmiştir. Daha sonra televizyonlarda da bu isimle yeniden yayına verilmiştir.


   Özgün senaryosunu Amerikalı şair, yazar Charles Bukowski'nin (d. 1920 – ö. 1994) 1984 yılında yazdığı filmi Fransız yönetmen Barbet Schroeder 3 yıl sonra çekebilmişti. Baş rollerinde Mickey Rourke ve Faye Dunaway'in oynadığı filmde Bukowski'nin de bir cameo rolü vardır. Barbet Schroeder aynı zamanda filmin yapımcılarından biridir.


   Filmde alkolik yazar Henry Chinaski (Mickey Rourke) ve kendisi gibi toplum dışı bir alkolik olan kadın arkadaşı Wanda Wilcox'un (Faye Dunaway) bütün gün sefil bir barda geçen dipsomanik yaşantıları, barmenle (Frank Stallone) olan rutin didişmeleri, her seferinde sonuçsuz kalan değişme çabaları anlatılmaktadır. Wanda ile aynı eve taşınmaları, kitabının basılması için bir yayıncıdan aldığı önemli teklif bile Chinaski'nin normal topluma karışmasına yetmez.


   Alkole boğulmuş toplum dışı ve depresif bir hayat sürmüş olan Charles Bukowski'nin eserlerinde de sürekli olarak kendi hayatını anlattığı bilinmektedir. Neredeyse hiç ayık gezmemiş olan yazar bu senaryoda da kendi hayatından bir dönemi yansıtmıştır. Filmde Bukowski'yi canlandıran Mickey Rourke alkolik şairi o denli başarılı oynamıştı ki Bukowski öldüğü zaman "The New York Post" da çıkan ölüm ilanında onun yerine Henry Chinaski rolündeki Mickey Rourke'un resmi basılmıştı.(Bukowsky'nin eserlerindeki alter-ego'su Henry Chinaski'dir)

   2005 yılında Matt Dillon'un başrolünü oynadığı Factotum adında bir devam filmi çekilmiştir.
Film Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'ye aday gösterilmişti. Ayrıca Faye Dunaway de "Sinema Dalında En İyi Aktrist Altın Küre Ödülüne aday gösterilmişti..


Dip Notlar ;
  • "Kino Flo" adı verilen bir ışıklandırma sistemi ilk kez "Barfly" filminde kullanılmıştı. Çekimlerin yapıldığı dar mekanların gerektirmesi ile filmin ışık ekibi bu yeni sistemi Barfly filminin setinde geliştirmişlerdi. "Kino Flo" ışıklandırma sisteminde geleneksel akkor lambalar ve ark lambaları yerine renk ısısı ayarlanabilen, az ısı üreten ve fazla yer kaplamayan özel floresan ampuller kullanılıyordu.
  • Barmen rolündeki Frank Stallone, aktör Sylvester Stallone'nin kardeşidir.
  • Charles Bukowski başlarda filmin kahramanı olan Henry Chinaski'yi Sean Penn'in oynamasını istemişti, buna karşılık Penn de filmi Dennis Hopper'ın yönetmesinde ısrar edince Bukowski Penn'den vazgeçti. Çünkü Bukowski senaryoyu yıllar önce kendisi hakkında Fransız televizyonunda film yapan Barbet Schroeder için özel olarak yazmıştı, üstelik Hollywood şarlatanı olarak nitelendirdiği Hopper'dan da pek haz etmiyordu. Bukowski ve Penn bu olaydan sonra sonra çok iyi dost oldular.
  • Film Los Angeles civarındaki gerçek mekanlarda çekilmiştir. Filmde Wanda'nın oturduğu apartman blokları gerçek hayatta Charles Bukowski ve sevgilisi Jane Baker Cooley'in yıllar önce birlikte oturmuş oldukları bloklarmış.
  • Bukowsky filmin çekimleri ile ilgili anı ve izlenimlerine daha sonra yazdığı Hollywood adlı kitabında yer vermiştir.
  • Filmin senaryo kitabı ise daha filmin yapım aşamalarına geçilmeden önce 1984 yılında Barfly: The Continuing Saga of Henry Chinaski adıyla çıkmıştı.

FRAGMAN



Full Film







 

 We Need To Talk About Kevin , Kevin Hakkında Konuşmalıyız

Kevin Hakkında Konuşmalıyız
DramGerilimSuçPsikolojik
Yapım : 2011 İngiltere 
110 Dak.
IMDb: 7.5 /10 
Lynne Ramsay
Tilda SwintonJohn C. ReillyJulianna Rose MaurielloEzra MillerSiobhan Fallon
Lynne Ramsay ,  Rory Kinnear


Bana göre geçen senenin en iyi filmlerinden olan'Kevin Hakkında Konuşmalıyız'Lionel Shriver'ın bol odullu kıtabından uyarlanma.Tilda Swinton'un şimdiye kadar ki en üstün oyunculuk performansı sergilediği filmde ona John C.Reilly ve genç oyuncu Ezra Miller eşlik ediyor.
 
Filmin konusuna gelince;Eva hamile kalınca bütün kariyer planlarını bir tarafa koyarak çocuğunu doğurur.İlk başlarda huysuz bir çocuk gibi gözüken Kevin,büyüdükçe olayların aslında hiçte onların zannettiği gibi olmadığı anlaşılır.Kötü insan doğulur mu yoksa sonradan mı olunur?
     Bu film sizi gerçekten huzursuz edecek..

Yazı: by Olimposgod

FRAGMAN




 We Need To Talk About Kevin , Kevin Hakkında Konuşmalıyız
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)








 

 Reign Over Me , Hayatı Yakala

2007 - ABD
Dram
124 Dak.
IMDb: 7.5/10 
Mike Binder
Adam SandlerLiv TylerDon CheadleSaffron BurrowsJada Pinkett Smith
Mike Binder
Jack Giarraputo ,  Michael Rotenberg 




Her insanın başına kötü şeyler gelir. Ama bazıları katlanılmaz derecede olabilir. Bu durumda bir çok kişinin seçtiği yol şudur: Kötü olanları unutmak?

Bazı insanlar başlarından geçen kötü anıları unutmak, onları hafızalarından silmek ister. Çünkü kurtuluşunun ancak bu şekilde mümkün olabileceğine inanmışlardır. Bu safhada umutsuzluk işin içine karışır. Bir insanın umutları olmazsa o insan artık yaşamıyor demektir. İşte umutları kaybettikten sonra ruh ölümü gerçekleşen insan kötü anılarını artık hatırlamaz. Onlar tamamen silinir.

Kişi yeni bir hayata başladığını sansa da aldanır. Çünkü artık umutsuz birisidir. O insan için artık yeni hedefler yoktur. Sadece yaşar. Ne yaptığını bilmeden, geçmişi düşünmeden, gelecekte ne olacağını hayal etmeden?


Charlie Fineman (Adam Sandler) işte böyle birisidir. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Eşini ve üç küçük kızını ise yakın zamandaki bir uçak kazasında yitirmiştir. Bütün bu olanlar ondaki dayanma gücünü sıfıra indirmiştir. Artık hayatta tutunabilecek tek bir dalı bile kalmayan Charlie bütün olanları unutmayı tercih etmiştir.(Her ne kadar bu tercih doğrudan onun elinde olmasa da)

Tek yaptığı kulaklığını takıp, müzik dinleyerek dış dünyadan kopmak, orada olanlara kulaklarını tıkamak olmuştur. Ve öyle ki günün birinde karşına çıkan eski oda arkadaşı Alan Johnson?ı (Don Cheadle) bile tanımamıştır.

Fakat bu karşılaşma belki de onun için hayatı yakalamanın yeni bir fırsatıdır. Tekrar hayata dönme fırsatı yakalayan Charlie bu fırsatın üstüne gitmeye başlar. Yeniden arkadaş olan bu iki insan giderek birbirlerini daha iyi tanımaya başlar ve yaşam zorluklarını görürler. Johnson her ne kadar Charlie için bir çıkış yolu olsa bile, aslında o da bir yerden hayatı yakalamaya çalışan biridir. Yakın zamanda babasını kaybetmiş, karısıyla arasında anlam veremediği zıtlıklar oluşmuştur. Aslında bu arkadaşlık her ikisi içinde bir kurtuluş yolu olmuştur.


Tabi bir de hayata başka bir yerden tutunmaya çalışan Donna (Saffron Burrows) vardır. O da doktor Johnson'a her fırsatta muayeneye gelen ve her gelişinde ona asılan umutsuz bir kadındır. Kocası tarafından aldatıldıktan sonra yaşama tutunma dengesini kaybeden Donna da kurtuluşu Johnson'da arar.

Bu üç insanın kesişme noktası psikiyatr Angela (Liv Tyler) olur. Belki hepsi de dertlerine deva olacak kişi olarak Angela'yı görmüştür. Her biri yapabilecekleri en iyi şey olan hayatı yakalamanın yollarını aramaktadırlar.


Uzun kıvırcık saçlarıyla pek alışılmadık bir oyunculukla karşımıza çıkan Adam Sandler, sadece komedi oyuncusu olmadığını gösteriyor bu filmde. Mütevazi oyunculuğuyla gönülleri fetheden Don Cheadle doktor Johnson rolünde. Onlara, her sahnede o müthiş yüz ifadesiyle kendisinin masum olduğuna inandıran Saffron Burrows, genç ama ne yaptığını bilen psikiyatr Liv Tyler ve kocasını arayan eş Jada Pinkett Smith eşlik ediyor.

Hayatı yakalamanın yollarını arıyorsanız ya da arayan insanların dramlarına tanık olmak istiyorsanız bu film tam sizin için. İyi seyirler?

Yazı: sivrisinema


Film Hakkında İlginç bilgiler:
  • Mike Binder Charlie Finamanı Tom Cruisenin oynayacağını düşünmüş ve senaryoyu onu göre hazırlamış.Fakat Tom rolü redd etmiş ardından Brad Pittde rolü redd edince en sonda Adam Sandler almış.Sandler ,"Film için başka oyuncu bulmalarını istiyordum çünkü bu rol çok özen gerektiren ve ciddi bir oyunculuk içeren bir rol,ve böyle olduğu içinde biraz korkuyordum rol almaya".
  • Jennifer Garner çekimler başlamadan birkaç gün önce rolü bırakmış.
  • Hastanede geçen sahnelerde Charlie Fineman bir tamakwa t-shirt'ü giyiyordu, bu Mike Binder'in Indian Summer filminde geçen camp tamakwa'ya bir göndermedir.
  • Liv Tylerin canlandırdığı Doktor Angela Oakhurstun oda numarası 1138`dir.Bu George Lucasın ilk uzun metrajlı filmi olan thx 1138 e göndermedir.
  • Doktor Alan Johnson'un muayenehanesinde, hemşiresinin masasının sol tarafında 01.20.09 ( 20 Ocak 2009) tarihli bir yapıştırma gözüküyor.Bu George W.Bush'un beyaz saraydaki son gününün tarihi.
  • Adam Sandler ve Don Cheadlenin filmde oynadıkları oyun Wanda to kyozô (2005) (Shadow of the Colossus) oyunudur.

FRAGMAN



Reign Over Me , Hayatı Yakala
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)






 

127 Hours , 127 Saat

2010 - ABD ,  İngiltere
IMDb : 7.7 /10
Aksiyon, Macera, Dram
94 Dak.
Danny Boyle
James FrancoKate MaraAmber TamblynClémence PoésyLizzy Caplan
Danny Boyle ,  Simon Beaufoy

Yaşanmış gerçek iç burkan bir olaya dayanan 127 Saat, Oscarlı yönetmen Danny Boyle'un 'Slumdog Millionaire'den sonraki çalışması. 

Genç dağcı Aron Ralston, kimseye haber vermeden çıktığı yolculuğunda Utah yakınlarında Moab bölgesinde büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır. 5 gün boyunca hayatta kalmak için elinden geleni yapan Aron'ı oradan kurtaracak kimse yoktur. Tek çaresi yine kendisidir...


5 gün boyunca kolu kayaya sıkılmış bir şekilde aç ve suzu kalan Aaron, başta sevgilisi olmak üzere, ailesi ve yolda karşılaştığı iki dağcı kızdan yardım bekler önce. Fakat zaman geçtikçe kimsenin ondan haberi olmadığını anlar... 

5 gün boyunca yaralı halde sıkışıp kaldığı kayada içsel sorunlarıyla başbaşa kalan Aaron aynı zamanda cesareti ve kendisini metrelerce derinlikteki bu beladan kurtarmaya yarayacak tüm yönleriyle de yüzleşir...

Dinamizmini ve heyecanını hiç kaybetmeyen film, seyirciye daha önce hiç yaşamadıkları ve belkide karşılaşamayacakları bir yolculuğa çıkartırken, hayattaki seçimlerle ilgili sıra dışı bir hikâye sunuyor.

FRAGMAN




127 Hours , 127 Saat
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)







 

Aklım Karıştı / Girl, Interrupted 

Aklım Karıştı / Girl, Interrupted 1999 ABD
IMDB Puanı: 7.2/10
Tür: Biyografi, Dram, Psikolojik
Yönetmen: James Mangold
Senaryo: Susanna Kaysen
Oyuncular: Winona Ryder,
Angelina Jolie, Whoopi Goldberg
Müzik: The Chambers Brothers
Süre: 2 saat 7dakika

  Susanna Kaysen (Winona Ryder), 1967 Nisan’ında 18 yaşındadır ve aşırı bir aspirin dozajından sonra kendi isteğiyle Claymoore akıl hastahanesine girer ve orada bir yıldan fazla kalır. O zaman Amerika Birleşik Devletleri kanunlarına göre akıl hastahanesine girebilmek için ya bir velinin ya da reşit olan kişinin imzası gerekir, ancak bu imza aynı zamanda o kişiye düzelene kadar oradan çıkma yetkisini elinden alır. Burada geçireceği 18 ay boyunca hem kurtulmanın yollarını arayacak hem de etrafındakileri daha yakından tanıyacaktır.


60'lı yılların Amerikasına ve psikiyatri biliminin yetersizliğine eleştirel bir bakış acısıyla yaklaşan film, delilikle normallik arasındaki ince cizgiyi gözlerinizin önüne seriyor. 
Gerçek bir yaşam öyküsünden alınan film, psikiyatri kliniğine yatırılan fakat burayı asla kabullenemeyen genç bir kadının dramatik hikayesini aktarıyor..

FRAGMAN

SOUNDTRACKS
 Downtown
 
The End of the World
 


Aklım Karıştı / Girl, Interrupted
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)







 

This is England , Burası İngiltere

Yönetmen:Shane Meadows
Yapım: 2006
Oyuncular
Thomas Turgoose, Stephen Graham, Jo Hartley
Tür
Drama Suç
Imdb: 7.7 / 10



 12 yaşında, babasını Falkland Savaşı'nda kaybetmiş bir çocuk olan Shaun, bir gün karıştığı bir sokak kavgası sonrasında dazlaklardan oluşan bir sokak çetesinin arasına karışır. Kimseye zarar vermeden kendi hallerinde takılan bu grubun içinde zenci bir üye de dahil çeşit çeşit insan bulunmaktadır. 

 

Fakat bir gün liderleri olan Woody'nin hapisten yeni çıkan bir arkadaşının aralarına katılması ile herşey değişecektir. Combo, hapiste geçirdiği yıllarda oldukça radikalleşmiştir. İngiltere'nin, sadece beyaz İngilizlere ait olduğu düşüncesi ile grubun üyelerini radikal harekete katılmak için prove etmeye çalışır ve bunda da büyük ölçüde başarılı olur.

 

1980'li yıllarda İngiltere'de gittikçe radikalleşen ırkçılık hareketlerine içeriden başarılı bir bakış atan This is England, son yıllarda ırkçılık üzerine yapılmış en başarılı politik filmlerden biri... Filmin 2006 yılında En İyi İngiliz Bağımsız Filmi seçildiğini de ekleyelim. 
(filimadami)

FRAGMAN




This is England , Burası İngiltere
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)






 

Köpek Dişi, Dogtooth, Kynodontas

Köpek Dişi, Dogtooth, Kynodontas
Filmin Yönetmeni: Giorgos Lanthimos
Filmin Türü: Dram
IMDB Puanı: 7.2
Yapım Yılı: 2009
Ülke: Yunanistan
Yayınlanan Tarih: 11 Kasım 2009
Senaryo yazarı: Giorgos Lanthimos, Efthymis Filippou
Türkçe Dublaj
Başrol Oyuncuları: Christos Stergioglou, Michele Valley, Aggeliki Papoulia, Mary Tsoni, Hristos Passalis, Anna Kalaitzidou, Alexander Voulgaris
Film +18 sahneler içermektedir…

Üç genç kardeş, baskıcı anne babalarıyla, sanki paralel bir evrende, farklı bir gezegende yaşar gibidir. Farkında olmadıkları bir tutsaklıkta yaşadıkları bu evde, günlerini hep aynı kaseti dinleyerek geçirirler. Sürekli yeni kelimeler öğrenen bu gençler için anlam bilindik sınırların çok dışındadır.
 İzole yaşamlarını erkek kardeşleri fark etmeye başlayınca, ailedeki dengeler alt üst olur…

Yunanistan’dan gelen en şok edici, kışkırtıcı ve en yaratıcı filmlerden biri olan Köpek Dişi, atmosferiyle Michael Haneke’yi, duygusal sıkıntı açısından Lars Von Trier’i anımsatıyor. İstanbul Film Festivali’nin mayınlı bölgesindeki bu film, işlevsiz ailelerin gelebileceği son noktayı gösteriyor…

FRAGMAN



Dogtooth, Kynodontas
(Türkçe Altyazılı izle)







 

Onur Savaşı – The Hunt: Jagten


Onur Savaşı – The Hunt: Jagten
Süre: 115 dakika 
Yönetmen: Thomas Vinterberg 
IMDb Puanı: 8.4 
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2012 - Danimarka 
Oyuncular: Mads Mikkelsen , Thomas Bo Larsen , Annika Wedderkopp

40 yaşındaki Lucas, geçirdiği zor boşanma döneminin ardından hayatını yeniden düzene koyabilmenin peşindedir. Kreşte bir iş bulur, yeni bir kız arkadaşı vardır ve ergenlik çağındaki oğluyla arasındaki sorunlu ilişkiyi onarmaya çalışmaktadır. Artık her şey yoluna girmek üzereyken işler ters gitmeye başlar. Sadece öylesine söylenmiş küçük bir yalan, içinde yaşadığı kasabaya bir virüs gibi yayılır ve Lucas kendini hayatı ve saygınlığı için savaşırken bulur.

FRAGMAN


Onur Savaşı – The Hunt: Jagten
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full hd izle)









 

Into The Wild / Özgürlük Yolu

 
Into The Wild / Özgürlük Yolu
IMDb: 8.2/10
Yönetmen: Sean Penn
 Senaryo: Sean Penn
Tür
Macera , Dram
Ülke: ABD
Yapım Yılı: 2007
Oyuncular:
Emile Hirsch, Marcia Gay Harden, William Hurt

Her insanın aklında 'gitmek'vardır! Nereye gittiğini bilmeden, ne yapacağını düşünmeden.. 
Gitmenin kendisi güzeldir çünkü.. 
Sadece fikir olarak.. 
Ama kolay değildir gitmek. Herşeyi arkanda bırakmak cesaret ister, güç ister. O yüzden de "gidebilen" birini tanıdıgında ya da gördüğünde saygı duyarsın, "vay be" dersin.. İçten içe onu kıskanırsın. 


 Çünkü kuşatılmıssındır: şehir, insanlar, teknoloji.. Herşey etrafında bir duvar örmüştür.Ve duvarları yıkmak ımkansıza yakındır. Artık nerde mutlu olduğun bile önemli değildir. Yaşarsın.. Farkında  olmadan.. Hissetmeden.. Tüm güzellikeri kaçırarak.. Hayatı kaçırarak.. Kaos sarmalar seni ve sen buna aldırmazsın! 

Bu film 'uyanış'gibiydi benim için.. Asla gidemeyeceğimi biliyorum. Ama "giden" birilerinin varolduğunu bilmek harika. Umut dolu.. Hayatı ıskalamayan birilerinin olması ve bunu izlemek inanılmaz. İzlediğim en iyi yol filmiydi. Görüntüler, müzik, diyaloglar.. Müthişti... 
Kesinlikle başucu filmlerinden..

Yazı: olimposgod

FRAGMAN

SOUNDTRACK





Into The Wild / Özgürlük Yolu
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)







 

Onaltıncı Raund - The Hurricane

 
Yıl: 1999
IMDb: 7.4/10 Yönetmen: Norman Jewison
Oyuncular: Denzel Washington, Deborah Kara Unger
Ödüller: En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü - Drama 


Ortasiklet boks şampiyonluğunun eşiğine kadar gelen boksör Rubin "Hurricane" Carter yanında bir arkadaşıyla birlikte New Jersey'de bir barda otururken işlenen bir cinayet sonucu üç kişi hayatını kaybeder.



Cinayet olayından sorumlu tutulan Carter yanındaki arkadaşıyla birlikte tutuklanır ve yapılan yargılama sonucunda suçlu bulunarak üç kere ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Cinayet olayıyla ilgili olmadığı halde hapishaneye giren Carter'in dünya şampiyonluğu hayalleri darmadağın olmuştur. Irkçı önyargılara öfkesini ve çaresizliğini yazıya dökmeye karar verir ve hücresinde anılarını yazmaya başlar.



Aradan yıllar geçer. Yaşamını Kanada'da toplumsal hizmet vermeyi amaç edinen üç aktivistin gözetiminde sürdürmekte olan Lesra Martin adlı hayattan soğumuş bir genç, bir rastlantı sonucu Carter'in kitabını okuduktan sonra hayatında ilk kez bir amaç edinir ve Carter'ı hapishaneden kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmaya karar verir.



Carter ile mektuplaşmaya başlayan Lesra Martin, Carter'in salıverilmesine yönelik bir kampanya başlatmaları için Terry Swinton, Lisa Peters ve Sam Chaiton adlı üç aktivistin yardımını ister. Carter bu üç yabancı insanın yardım talebi karşısında başta isteksiz davranırsa da bir süre sonra onların olağanüstü tutkusu karşısında etkilenir. 



İlginç Not :
 *Ünlü müzisyen Bob Dylan, 70'lerde Rubin Carter'a destek olmak için "Hurricane" adlı bir şarkı yazmıştı. Bu şarkı filmin iki değişik bölümünde çalıyor.

*Denzel Washington'ın 1992'de Oscar'a aday olduğu Malcolm X filmini yönetmesi için Norman Jewison'ın ismi geçiyordu. Fakat Spike Lee, Malcolm X'i beyaz birinin yönetmesinin doğru olmadığını söyledi ve filmi kendisi yönetti. Sonuçta ortaya çok etkili ve başarılı bir film çıkardı.

FRAGMAN
 



Onaltıncı Raund - The Hurricane
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)







 

Karanlıkta Dans, Dancer in the Dark 

Karanlıkta Dans, Dancer in the Dark
 Filmin Yönetmeni: Lars von Trier
Filmin Türü: Dram, Müzikal
IMDB Puanı: 7.9
Yapım Yılı: 2000
Ülke: İspanya, Arjantin, Danimarka, Almanya, Hollanda, İtalya, ABD
Yayınlanan Tarih: 1 Aralık 2000
Senaryo yazarı: Lars von Trier


 Karanlıkların yönetmeni Lors Von Trier’in duygulara ve insanlara küfür gibi filmi Dancer in the Dark

"İzleyeceksiniz moraliniz bozulacak, hatırlayacaksınız moraliniz bozulacak, tam boğazınıza oturup kalacak acı. Bir müzikal filminin nasıl bu kadar büyük bir acıya gebe olacağını soracaksınız kendinize"

Selma’nın hayatı sadece çalışmaktan, sadece çalımaktan oluşmaktadır; gündüz fabirkada çalışır gece evde paketleme işi yapar; kimi geceler fabrikada gece nöbetine kalır, oğlunun göz ameliyatı için para biriktirmektedir. Fakat bir polis olan ev sahibi Bill günün birinde Selma’nın oğlunun ameliyatı için birktirdiği parasını çalar…


Bill’in parayı çalmasından itbaren filmde her şey alt üst olur, filmin hızı ve ritmi değişir; iyi ile kötü, masum ile suçlu, doğru ile yalan karşı karşıya gelir ve iç içe geçer. Filmin kırıldığı, karıştığı, planların alt üst olduğu, karşılaşmaların ve yer değiştirmelerin olduğu kırılma noktası budur..


Lars von Trier bir söyleşisinde hayatında hiç Amerika’ya gitmediğini söylüyor, uçak korkusundan dolayı. Filmdeki orta sınıf Amerikan kasabasını canlandırmak için dunyanin bu kadar farkli bir cografyasinda (Isveç’te) bu kadar uygun bir mekan secip bu kadar iyi bir canlandirma yapmis olmasi takdire deger. Söyleşide Kafka’ya atıfta bulunarak, “Amerika’yı hiç görmeden Amerika üzerine yazılan en iyi anlatılardan birini yazmıştır” diyor. Ben de aynı şeyi Von Trier için söylemek istiyorum, Amerika üzerine yapılan en iyi anlatılardan biridir bu film…

Von Trier ve bir grup arkadaşı DOGMA adını verdikleri bir manifesto kaleme aldılar; bu manfestoda minimalist ve doğal bir sinema fikrini savunuyorlar -amatör kameralar, video, doğal ses kayıtları, rol yapmayan aktörler, doğal, gündelk diyaloglar; ama aynı zamanda da bir hikaye, basit bir hikaye anlatma. KARANLIKTA DANS’ın müzikleri için de ayrıca bu ilkelerden söz edebliriz belki.


Hemen tüm şarkılar doğal seslerden, ritimlerden, Selma’nın kurduğu gündüz düşleri olarak ortaya çıkiyor; fabrikada makinelerin sesleri, trenin raylarda çıkardığı sesler, takılan pikap iğnesinin çıkardığı sesler, vs. Von Trier’in filmlerini, EUROPA’sında, DALGALARI AŞMAK’ında ve son olarak KARANLIKTA DANS’ında bu manifestonun unsurlarını arastirabiliriz…

Yazı: beyazperde.com

 FRAGMAN
 

SOUNDTRACK
 




Dancer In The Dark , Karanlıkta Dans
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)








 

Bir Zamanlar , Once

 
2006 - İrlanda
DramMüzikalRomantik
85 Dak.
John Carney
Glen HansardMarkéta IrglováMal WhyteDanuse KtrestovaWiltold Owski
John Carney
Martina Niland


İrlandalı grup The Frames’den Glen Hansard’ın başrole soyunduğu film, bir sokak müzisyeni ile bir Çek göçmenin yegane aşk hikayelerini anlatan şarkılarını yazarak, prova ederek ve kaydederek geçirdikleri olaylı bir haftayı anlatıyor.

Babasının elektrikli süpürge tamir dükkanında yarım zamanlı çalışan adamımızın asıl hayali kendi şarkılarını çalıp bir albüm çıkartmak. Yakın zamanda Londra’ya taşınan kız arkadaşı tarafından terk edilmiş ve duygusal olarak çökmüş bir adam.


Bir gün Dublin’in Grafter sokağında dolaşırken yeni bir hayat kurma ümidiyle Dublin’e taşınmış Doğu Avrupalı bir kızla tanışır. Üst sınıf bir konutta temizlikçi olarak çalışıp çok istediği piyanoyu alabilmek için para biriktirmeye uğraşan bu kızın hayatı hakkında önemli kararlar vermesi gerekmektedir.

İrlanda’nın yaşadığı ekonomik patlamadan bu yana son derece materyalist bir hal almış Dublin’de, kendilerini toplum dışı hisseden bu iki insan müzik sayesinde güçlü bir bağ kurarlar.

 FRAGMAN



Bir Zamanlar , Once
(Türkçe Dublaj Tek Part Full izle)







 

People I Know

2002 - Almanya ,  ABD
DramSuç
Imdb: 5.5 /10 
100 Dak.
Daniel Algrant
Al PacinoKim BasingerTéa LeoniRyan O'NealBill Nunn
Jon Robin Baitz
Leslie Urdang, Michael Nozik, Karen Tenkho

Çok karmaşık olmayan basit senaryosuna ve düşük Imdb puanına rağmen banakalırsa Al Pacino efsanesinin mükemmel oyunculuğuyla, izlenmeye değer,harika birfilmi..
Sahte ilişkiler,dejenere hayatlar içerisinde çok geniş çevresi olan tanınmış halkla ilişkiler uzmanı Eli Wurman(Al Pacino) bağımlılıkları olan sıradışı bir adamdır.Bir gün arkadaşlarınıdan birinin önerisiyle aldığı iş sonucu başı belaya giren müşterisini kurtarmaya çalışırken kendini karmaşık olayların içinde bulur...

FRAGMAN





The Station Agent / Hayatın İçinden


Yönetmen: Thomas Mccarthy 
Senaryo: Thomas Mccarthy 
Görüntü Yönetmeni: Oliver Bokelberg 
VizyonTarihi: 23 Temmuz 2004 
Süre: 88 dk 
Tür: Dram
Ülke: ABD
Oyuncular:
Peter Dinklage,
Patricia Clarkson,Bobby Cannavale,Michelle Williams


Trenlere baktığımda hep çok eski bir dostumun otistik abisi gelir aklıma...
 Sık sık kaybolur, onu hep Sirkeci'de trenleri izlerken bulup getirirlerdi.
Tren resimleri yapmayı severdi.
Zaman zamansa onu uzak şehirlerde bulurlardı. Önüne gelen bir trene atladığı gibi hiç bilmediği bir şehre gidiverirdi bazen.
Birkaç haftalık polisiye bir arama macerasından sonra, kötü durumda bulunup getirilirdi..

Beynimdeki çocukluktan kalma görüntüleri şöyle bir kurcaladığımda, mahallemizin bu farklı kişiliğine yapılan sataşmaların, aşağılamaların ve alaycı sırıtışlarla dolu tuhaf bakışların acısını dün gibi hatırlıyorum.


Mecburi engelli kontenjanından bir fabrikada paketleme servisinde çalışan, günün işten arta kalan zamanında ise kendi kendine sahilde ya da parkta bir bankta saatlerce oturan bu adama karşı; acıma, koruma ve saygı arasında açıklayamadığım bir duygu trafiği içindeydim.

İnsanlara karşı pek saygı ve sevgi dolu olduğu söylenemeyecek, asabi bir çocuk olan ben; dostumun abisine karşı herkese olduğumdan çok farklı olarak daima saygılıydım. Kendi kardeşleri dahil, mahallenin bütün çocukları ona adıyla hitap ederken, ben 35 yaşlarındaki bu adama her zaman abi demeyi ihmal etmezdim.


Birkaç seferinde tepkisizliğinden yararlanıp kendisini dalgaya almaya çalışan, itip kakan bazı kişilerin de kafasını ezince aramızda  ister istemez bir iletişim başladı.
Ailesinin şaşkın bakışları arasında hiç kimseyle konuşmayan bu içine kapalı otistik adam, beni her gördüğünde selam verip konuşmaya, hatta zaman zaman halimi hatırımı sormaya başlamıştı.
Gülümseyerek hatırladığım bir diğer anı ise, evlerinde kalacağım bir gecede tüm aileyi şok ederek, kardeşinin odasına gelip aç olup olmadığımı sorması olmuştu. :)

14-15 yaşlarında kimseye saygısı olmayan, kavgacı, kızgın, üzgün ve babasız bir çocuk olarak belkide farklı olmanın verdiği zorluğu anlıyor olmamdan olsa gerek ki, adeta 35 yıllık otistik bir kapalı kutuyu açmış, ona erişmeyi başarmıştım.
Şimdi düşündüğümde onun sadece otizmden değil, kötü bakışlar ve aşağılamalar yüzünden içine kapandığını çok daha net görüyorum.


Trenler bu yüzden onun ilham kaynağıydı.
Sanırım onlardan birine binip, bütün o kötü bakışlar ve aşağılamalardan uzaklaşma isteğiydi ona Sirkeci'de günlerce tren resmi yaptıran.
Bir trene binip, bilmediği bir şehirde açlıktan bayılıncaya kadar kaybolması, otizmin anlaşılamaz dehlizleri yüzünden değil, normal insanların anlaşılamaz kötülüklerinden kaynaklanıyordu kuşkusuz.

Ona ulaşmak, hayatı boyunca normal tabir edilen insan zümresiyle didişecek olan bendeniz için hayati önemde bir karar ve dönüm noktası olmuştur. Hayatta kime saygı gösterip kime göstermeyeceğimi, kimin kafasını ezip kimi kollayacağımı algıladığım kritik bir dönemdir.


Yönetmen Thomas Mccarthy'nin senaryosunu izlediğimde haliyle hayatımın bu parçası gözlerimin önüne geldi. Filmde tıpkı benim otistik dostum gibi trenlere tutkusu olan engelli bir bireyin, kendisine miras kalan eski tren istasyonunda, yeni bir hayat kurmaya çabalarken yaşadığı bir dizi olay konu ediliyor. 

İnsanların kötü bakışlarından dolayı içine kapanmış bir cüce olan ana karakter "Fin", yalnız kalmak amacıyla gittiği bu küçük kasabada, tanıştığı bazı insanlarda kendisininkinden de derin acılar olduğunu görecek ve istemsizce de olsa bazı arkadaşlar edinecektir.

 Thomas Mccarthy tren temasını benim bakış açımla mı kullanmış tartışılır, ancak acı gerçek şu ki; hiçbir tren kötü insanlardan yeteri kadar uzağa gidemez...!!!

Yazı:

Fragman


The Station Agent / Hayatın İçinden
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)


Amores Perros / Paramparça Aşklar Köpekler



Amores Perros / Love's a Bitch / 
Aşk Kancıktır / Paramparça Aşklar Köpekler
Filmin Orijinal Adı : Amores Perros
Yapımı : Meksika - 2000
Süre: 154 dakika
Tür: Dram, Gerilim, Psikolojik, Suç
IMDb: 8.1
Yönetmeni : Alejandro Gonzáles Iñáritu
Oyuncular: 
Gael García Bernal, Emilio Echevarría, Goya Toledo, 
Álvaro Guerrero, Vanessa Bauche
Dikkat: Bu yazı film hakkında detaylı bilgi içermektedir.




Büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak yanımızdan akıp geçen milyonlarca insanı görmüyoruz bile.Öylece yanımızdan geçip gidiyorlar. Her biri görüntü ve sesten ibaretler. Oysaki her bir insanın kendine has bir yaşam öyküsü, aşkları, suçlulukları, acıları var. 

Bir kaza anı düşünün; varoşlardan işsiz bir genç çocuk, orta sınıf bir magazinci ve yarı deli bir eski koministi bir an bu akışın içinde birbirine çarpsın. İşte Amores Perros (Paramparça Aşklar Köpekler) filmi, Güney Amerikanın problemli sosyo-ekonomik yapısında, farklı noktalarda bulunan kişileri, üç hikaye ve bir kazada kesiştirerek birleştiriyor.



Octavio, sorunlar yaşadığı ağabeyinin karısına aşık olarak köpek dövüştürmeye başlamıştır ve kazandığı parayla kaçma planları yapmaktadır. Senaryo ağlarını örüp kesişme noktası olan kazaya geldiğinde, karısını ve kızlarını terk ederek aşık olduğu manken sevgilisi ile yeni bir hayata başlamak üzere olan 42 yaşındaki Daniel'i de vurur. Sevgilisi kazaya karışmıştır. 
O sırada kaza yerinde bir kişi daha bulunmaktadır; El Chivo. Yıllar önce kominist bir gerilla olmak amacıyla kızını ve karısını terk eden El Chivo, uzun süre hapis yattıktan sonra artık bir sürü köpekle birlikte sokaklarda yaşar vaziyettedir ve para için cinayet işlemektedir. Kazada Octavio Daniel'in sevgilisine çarpar ve El Chivo Octavio'nun yaralanan köpeğini tedavi etmek için alır...


Kaza öncesinde de adeta ağır bir kaza geçirmişcesine çalkalanan bu problemli insan kalabalığı, kaza sonrası da çeşitli travmalar yaşamaya devam edecek ve film akıp gidecektir...

Gelelim filmin yönetmeni ve bazı teknik detaylarına, Quentin Tarantino'dan etkilendiği sıkca söylenen Alejandro Gonzales Iñaritu’nun ilk uzun metraj filmi olmasına rağmen bence yapım tamamen yönetmenin kendine has tarzını yansıtmaktadır. Her suç ve şiddet içeriğine Tarantinosal etkilenme olarak bakmadığımız taktirde Alejandro Gonzales Iñaritu’nun suç ve şiddetten ziyade insani ögeleri göstermeyi sevdiğini açıkça görebiliriz.



Senaryonun işlenişinde ise doğrusal zaman akışına baktığımızda, geriye dönüşler ve ileri sıçrayışların da yer aldığını görmekteyiz. Ayrıca bir öykünün anlatımı sırasında diğer öykülerden kesitler de sunulmakta. Film bu bağlamda teknik olarak kurgusal bir başarının da sahibidir, adeta Alejandro Gonzales Inarritu'nun ileride uzmanı olacağı "kesişen hayatlar" temasının ve yönetmenin bazıları bizim yazarlarımız tarafından da yazılan, türün önde gelen yapıtlarından olacak "21 Gram", "Babil" ve "Biutiful" filmlerinin habercisi niteliğindedir.



Filmde kamera çoğunlukla göz hizasında kullanılmış ve sık sık odak kaydırma tekniğine başvurulmuştur. Bir kesişme hikayesi olan senaryoya rağmen, yönetmen adeta seyirciyi uyarmak istercesine, üç hikayenin de çekim teknikleriyle biraz biraz oynayarak, birbirinden farklı hikayeler izlenildiğini hatırlatmak istemiş gibidir. 

Senaryo, sinematografi ve kurgu konusunda elinin çok güçlü olduğuna inandığım bu yapım, 2001 yılında "En İyi Yabancı Film" dalında Oscar'a aday gösterildi ama kazanamadı. Fakat Alejandro González Iñárritu beklediği ödüle 6 yıl sonra 2006'da bana göre Oscar'dan daha prestijli olan Cannes Film Festivali'nde Babil filmi ile kavuştu; En iyi yönetmen ödülünü aldı.



Ekşi Sözlük yazarlarından Revani, Alejandro Gonzáles Iñáritu hakkında şöyle yazmış;
"Alejandro Gonzáles Iñáritu acının dilinin sinemanın diline evrilebilirliği noktasında oldukça başarılı bir yönetmendir. Şiddet olgusu Quentin Tarantino ve Martin Scorsese gibi yönetmenlerde nasıl bir üslup haline gelmişse, Inarritu’da da dram ve acı, üslubu oluşturan en başat unsurlardandır. Filmlerini izlemiş olanlar Inarritu sinemasına bu noktadan baktıklarında göreceklerdir ki, Inarritu’nun filmleri acının ete kemiğe bürünmüş halidir.'' 
ve daha fazla söze gerek kalmamış...


Yazı ve Düzenleme:

Alıntı ve Kaynaklar: wikipedia, ekşisözlük, Revani'ye teşekkür ederiz.


Fragman:


Amores Perros / Paramparça Aşklar Köpekler
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd izle)

Amores Perros / Paramparça Aşklar Köpekler
(Türkçe Altyazılı Full Hd izle)
Part I
Part II


The Dreamers / Düşler, Tutkular ve Suçlar



The Dreamers / Düşler, Tutkular ve Suçlar
Yapım Yılı: 2003
Ülke: Fransa, İngiltere, İtalya
Tür: Drama, Romantik
Yönetmen: Bernardo Bertolucci
Senaryo: Gilbert Adair
IMDb: 7.1
Oyuncular: Micheal Pitt, Eva Green, Louis Garrel

+18 sahneler içermektedir…



Bazı filmler oyunculuğun yükseldiği filmlerdir, bazı filmler senaryonun.. Bazı filmler de, yönetmenin eseridir; geri kalan her şey, güzel de olsa yönetmenin kendine övgüsünün yanında biraz sönük kalır.

Ünlü yönetmen Bernardo Bertolucci'nin '' The Dreamers'' ı da bu filmlerden...
Bertolucci, bireyler üzerinden toplumları ve toplumsal olayları sorgulamayı seven bir yönetmen. Karakterleri muazzam güzellikte fotografik kareler içerisinde resmederken, uzun sorgulamalar yaşayan karakterler...


Gençliğinde sosyalist harekette yer alan İtalyan yönetmenin, devrimin her zaman aşkla kol kola ilerlediği inancına ve kişisel devrimini yapamamış bireylerin toplumsal devrimler yapamayacağı görüşüne sahip biri izlenimi verdiğini söylemekte beis yok sanırım.

Kadın erkek ilişkilerine de devrimsel gözle bakan yönetmen, genelde bizlere toplumun kabul sınırlarını zorlayacak aşk ilişkilerinden bahsetmeyi seviyor. Aşka, cinselliğe ve tutkuya değişik noktalardan bakmamızı ve algımızı sarsmayı başarıyor. Bireylerin erginleşmesi, olgunlaşması ve bunu yaparken yaşadıkları sorgulamalar sevdiği konular... 

İncelikli prodüksiyon tasarımcılığı, muazzam kareleri ile Bertolucci filmleri görselliğin ihtişamla kullanıldığı eserler. Cinsellik sosunu erotizm boyutunda kullanmayı seven Bertolucci'nin ''The Dreamers''i de, tam bir Bertolucci filmi. Erotizmin sinemaya en güzel yansımalarından ''Paris'te Son Tango'' nun yönetmeni, yine Paris'te ve cinsel gerilimi üst düzey anlattığı bir esere imza atmış..


1968 baharında, Fransa'da, bütün dünyayı etkileyecek öğrenci hareketlerinin fitili yavaştan yakılırken; Matthew adında Amerikalı bir öğrenci Paris'e gelir. Entelektüel merakları ve sinema sevgisinden dolayı Paris'in sosyalist öğrencilerinin toplanma merkezi olan Sinamatek'e sık sık gitmeye başlar. Burada birbirlerine aşırı derecede bağlı ikiz kardeşler İsabelle ve Theo ile tanışır.
İsabelle ve Theo'nun ebeveynlerinin uzun bir tatile gitmesiyle beraber Matthew, kardeşlerin yanına taşınır. Üç genci birleştiren en önemli nokta sinemaya duydukları aşktır. Bütün dünyayı saran özgürlük hareketini,sanatı, aşkı, cinselliği, politikayı ve büyüme sancılarını beraber sorgularlar.
İki kardeşin olağan olmayan yakınlığı ve bir yabancıyı ilişkilerine dahil ediş şekilleri, fonda 68 öğrenci hareketi ağır aksak işlenirken ele alınır..


Yönetmen, sevdiği biçimde  film boyunca tabularımızla oynuyor. İki kardeşin ilişkisinin ''ensest'' olup olmadığı konusunda derin derin düşünüyoruz.
Üç arkadaşın cinsellik içeren oyunları oldukça açık şekilde gösteriliyor bizlere. Bazı eleştirmenlerden ''erotik değil, pornografik bir film '' yorumu almış da olsa, katılmadığım bir görüş bu.

Film boyunca sinema tarihinin kült filmlerinden sahne alıntıları yapan Bertolucci,  üstadlara saygı duruşunda bulunuyor. Bu geçişlerin filmin cinsellik içeren sahnelerinden daha etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Sokaktaki isyan biraz eksik ve fon rengi gibi kalmış olsa da, yönetmenin amacına uygun dozda kullanılmış. Soundtrack; Jimi Hendrix'ten The Doors'a aşık olduğumuz şarkılara yer veriyor ve çok etkileyici.


Eve Green bence muhteşem güzellikte ve filmin görsel büyüsüne hatrı yadsınamaz bir katkıda bulunuyor.
Haziran 2013'ünü İstanbul'da yaşamış olanların filmden ayrı bir lezzet alacağını da söyleyebilirim ayrıca.

Ezcümle, ''The Dreamers'' muhakkak izlenmesi gereken bir film. Gündelik hayattan kopup 68' kuşağından üç genci cinsel devrimlerini yaparken gözlemlemek; topluma, toplumun dayattığı ahlaki kurallara, aşka ve sekse alışık olmadığımız yerlerden bakmak için birebir...

Yazı: 


Fragman

The Dreamers/ Düşler, Tutkular ve Suçlar
(Türkçe Dublaj Tek Part Full Hd İzle)

The Dreamers/ Düşler, Tutkular ve Suçlar
(Türkçe Altyazılı Full Hd İzle)
Part I

Part II
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...