En Son Yayınlananlar:

Komedi

 

İn July / Temmuz'da

İn July / Temmuz'da
Orijinal İsmi : İm Juli
Tür: Macera / Romantik Komedi
Yıl :2000
Yönetmen : Fatih Akın
Senaryo : Fatih Akın
Ülke : Almanya
Oyuncular : Moritz Bleibtreu , Christiane Paul, Mehmet Kurtulus, İdil Üner, Birol Ünel
IMDb : 7,8

Sizlere bugün eskilerden insanın içini sıcacık yapan bir Fatih Akın filminden bahsetmek istiyorum; İm Juli / Temmuz'da...

İnsanın içini ısıtan, durağan hayatınıza bir anda tesadüflerle düşlediğiniz tadın, aşkın ve rengin her an gelebileceğini düşünmenize neden olan, eğlenceli, masalsı bir yol filmi Temmuz'da.

Gerçek ve gerçek dışı öğelerin ustaca harmanlanması, oyuncuların duru sanatı ve müziklerin uyumlu havasıyla gerçekten güzel ve tekrar tekrar izlemeye değen bir seyirlik kotarılmış.


Hayat sizi bunalttığında, her şey çok sıkıcı ve monoton hale geldiğinde, aşkın ve cesaretin insanın hayatına nasıl sihirli bir dokunuşu olduğu hakkında sihirli bir öyküyü muazzam manzaralar eşliğinde hatırlamak isterseniz; Temmuz'da bir doz ilaç niyetine önerimdir.  



Hikayemiz Almanya'da başlıyor; sıradan ve sıkıcı Fizik öğretmeni Daniel güzel ve neşeli bir sokak satıcısı olan Juli' den bir yüzük satın alıyor; Juli etkilendiği Daniel'e yüzüğün ona aşkta şans getireceğini söylüyor, aynı gece Melek adında bir Türk kızına aşık olan tesadüfleri yorumlama yetisi biraz zayıf olan kahramanımız; Melek'in peşinden İstanbul'a doğru yola çıkmaya karar veriyor ; eşzamanlılıkları daha iyi okuyan ve Daniel' in kendisine aşık olacağını düşünen Juli' de bu yolculukta ona eşlik ediyor.



Kahramanlarımız Hamburg' dan İstanbul'a doğru maceralı bir yolculuğa çıkmışlarken her yolculuğun aslında insanın kendisine doğru yaptığı bir yolculuk olduğunu hatırlıyor; sürecin prototip bir öğretmen olan, hayatını belli sınırları hiç geçmeden yaşamaya alışmış kahramanımız Daniel'i nasıl değiştirdiğini ; hayatındaki ilkleri yaşamasının onu nasıl erginleştirdiğini görüyor ve kesinlikle bu seyirden çok keyif alıyoruz.



Aşkın, sihrin, maceranın, eşzamanlılıkların uygun dozda harmanlandığı bu filmi yüzünüzde bir tebessümle izleyeceğinize eminim 
Yazı: 
Edit: 
 Fragman


İm Juli / Temmuz'da 
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)
 


Drinking Buddies

Alkolikler / Akşamdan Kalmalar
Orijinal ismi: Drinking Buddies
Tür: 
Dram, Komedi, Romantik
Yıl: 2013
Ülke: ABD
Yönetmen: Joe Swanberg
Senaryo: Joe Swanberg
Oyuncular: 
Anna Kendrick , Olivia Wilde , Ron Livingston , Jake M. Johnson , Michael T. Black
IMDb: 6.2 / 10


Sizlere tam anlamıyla bir senaryosu olmayan ve verilen direktiflerle doğaçlama olarak çekilen "Drinking Buddies / Alkolikler" ya da daha berbat isimlendirilmiş şekliyle "Akşamdan Kalmalar" filmini tanıtmaya çalışacağım. 

Açıkçası film alkol temalı olduğu için ilgimi çekti. İsminden dolayı, saçma bir komedi filmi izleyeceğimi düşünerek başladığım film, daha başından yanıldığımı kanıtladı.


Luke ve Kate Chicago'da bir mekanda beraber çalışmaktadırlar. Kendi birasını üreten bu pubta hem bolca içip, hem de çok yakın arkadaş olan ikilinin beraber olması için tek engel ikisinin de başkalarıyla ilişkisi olmasıdır! 

Luke'un altı yıllık sevgilisi artık kendisinden evlenme teklifi beklerken, Kate'in de bir müzik prodüktörü ile dengede tutmaya çalıştığı bir ilişkisi vardır. 


Bu iki çift bir hafta sonu beraber bir orman evine tatile giderler ve daha da çok bira ilişkilerin akışını değiştirecektir. Hem bunda yanlış ne olabilir ki? 

Filmin senaristliğini ve yönetmenliğini Joe Swanberg üstlenirken, başrolleri Olivia Wilde ve Jake Johnson paylaşıyor.


Quentin Tarantino'nun kişisel "2013'ün en iyi filmleri" listesine kattığı filmi çok fazla şey beklemeden izlediğiniz taktirde hayal kırıklığına uğramayacağınızı düşünüyorum.


Düzenleme: overuyuz
Yazı ve Alıntılar: beyazperde.com, ekşisözlük


FRAGMAN


Drinking Buddies, Alkolikler / Akşamdan Kalmalar
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)

 

Brüno

 
Brüno
Yönetmen: Larry Charles
Yıl: 2009
Ülke: ABD
Tür: Komedi, Absürd Mizah, Sosyal Taşlama
Senaryo: 
 Sacha Baron Cohen, Anthony Hines, Peter Baynham, Dan Mazer, Jeff Schaffer
Oyuncular: Sacha Baron Cohen
IMDb: 5,9/10


Uzun zamandır bahsettiğimiz Seri Katiller ve Sinemadaki Yansımaları[bknz] araştırması ve devamında gelen onlarca korku gerilim ve suç türünde film tanıtımı hakikaten benim bile içimi kararttı. Bundan dolayı doya doya gülüp eğlenebileceğimiz bir film tanıtmak istedim. 

Tabii ki ilk aklıma gelen isim Sacha Baron Cohen oldu. Daha önce yayınladığımız "Borat" kadar komik ve sert bir mizah içeren bu filmi Türkçe altyazılı olarak seçtim. Açıkcası Borat'ın kötü türkçe dublajından sonra bu filmide Türkçe dublaj ile katletmek istemedim.


Borat yazısında[bknz] bahsettiğimiz teknik özellikler bu filmde de kullanılmış ve Cohen yine çok başarılı bir iş çıkartmış. Sosyal sataşmalarıyla biraz Zoolander filmini andırsa da 5.9'luk imdb puanını yetersiz bulduğumu sölemek isterim.

Okuduğumda eksiksiz bulduğum güzel yorummundan dolayı filmin eleştirisini filmdoktoru.com sitesinden aldım. Kendilerine çok teşekkür ederek geçelim Brüno hakkındaki güzel yorumlarına:


Sacha Baron Cohen, Borat'tan sonra başka bir orjinal karakterle seyirci karşısına çıkıyor. Aynı strateji (yarı belgesel yarı film) ile çekilen "Brüno" en az "Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious Nation of Kazakhstan" kadar cesur bir film. Farkı ise Cohen'in popüler kültür ve sosyopolitik dinamikleri bu sefer daha kaba bir mizahla eleştirmesi.
Brüno ünlü olmaya çalışan Avusturyalı eşcinsel bir modacı. Ünlü olmak için yola koyulan Brüno başta İtalya, Amerika, İsrail, Kudüs olmak üzere bir çok ülkeye gidiyor ve aynen Borat gibi rastgele insanlarla yaptığı röpartajlarla ünlü olmanın yollarını arıyor.

Cohen'in yine ustalıkla canlandırdığı karakteri ile "Brüno" yine belli başlı konuları ele alırken çok kaba bir şekilde eleştirmekten kaçınmıyor. Yaptıklarıyla insanlardan beklenmedik tepkiler alan Brüno özellikle bazı sahnelerle seyirciyi yine şok ediyor. Moda dünyasını eleştirerek başlayan yapım para kazanmak için bebeklerini şartlar ne olursa olsun reklamlarda kullanmayı kabul eden ebeveynler ile devam ediyor. Bunun yanında film aynen Borat gibi eşcinselliği hastalık olan gören toplumu kendini iyileştirici olarak tasvir eden bir din adamı ile yaptığı röpartajla eleştiriyor. Bunun yanında Brüno'nun Orta Doğu'da bir terrör örgütünün başı ile yaptığı röpartaj ise gerçekten inanılmaz.


Özetlemek gerekirse popüler kültürü kendi mizahı ile başarılı bir şekilde eleştiren "Brüno", Cohen'in yeteneğini ve yaratıcılığını bir kez daha gösterir nitelikte. "Borat"tan daha kaba bir mizahı olan bu yapımı özellikle Cohen hayranlarının kaçırmamasını öneriyoruz.

Film yorumu: filmdoktoru.com
Düzenleme: OvErUyUz

FRAGMAN



Brüno
(Türkçe Alıtyazılı Tek Parça Full izle)

 

 Tutunamayanlar - Voksne Mennesker - Dark Horse


(Voksne Mennesker - Dark Horse)
Yönetmen: Dagur Kari
Senaryo: Dagur Kári, Rune Schjøtt
Yapım: 2005

Ülke: Danimarka - İzlanda
Tür: Komedi, Dram
IMDb:  7.1/10
Oyuncular:
Jacob Cedergen (Daniel), Nicolas Bro (Büyükbaba), Tilly Scott Pedersen (Franc), Morten Suurballe (Yargıç)


Dagur Kari filmi için "Kendi çevremizden tanıdığımız belirli bir tür genç insanın hayatını anlatmak istedim. Hiçbir zaman sorumluluk almayan, topluma ve hiçbir standarda uymayan bir grup insan." diyor.

Bu filmde gerçekten de hayata apayrı açılardan yaklaşan, normalin dışında çizgileri olan bir grup genç ve uykusuzluk problemleri çeken normal görünüşlü bir yargıcı seyredeceğiz.

 

Yaşadığı ülkenin başbakanının ismini dahi bilmeyen ana karakter (Daniel), kendisi gibi toplum dışı bir karakter olan (Franc) ile tanışır. (Neyse ki 4. Murat torunu, Cihan Padişahı, Yüce Başbakanımız sıksık üniversiteleri kuşatıp kendisini hatırlatıyor da, bizde böyle başbakanının ismini bilmeyen gençler yok.)

Her neyse sağa sola çemkirtmeden filme dönersek, toplumdışı grafiti sanatçısı karakterimiz Daniel'in yasal kazancı 4 yıl boyunca 7 doları geçmeyince hükümet ve vergiciler bu durumdan kıllanarak kendisini dava ederler. 

 

Ancak Daniel'in tek problemi bu değildir. Yegane sahip olduğu şey, küçük Fiat 500 arabası ve kirasını karşılayamadığı karavanındaki birkaç eski kasetten ibarettir. Maddi problemler, ailevi ilgisizlik ve ilişkisinin doğuracağı sürpriz gelişmeler, Daniel'i iyiden iyiye ezmeye başlar. 

Tam bu sırada yolu, yargılandığı bir davada "uykusuz yargıç" ile kesişir. Yargıç, duvarları kirletmekten dolayı yargıladığı sorumsuz genci cezaya çarptırır. Ancak bir süre sonra kendisi de, ailesi, işi ve bütün diğer sorumluluklarını bırakarak kayıplara karışır.



Yönetmen "Film tam olarak içinde bulunduğu topluma ayak uyduramayan insanların hikayesini anlatıyor. Filmin kahramanları ya kendi alternatif gerçekliklerini yaratıyorlar ya da varolan gerçekliğe kendilerini uydurmak için didinip duruyorlar." diyor

Bu filmde senaryo dışında asıl önemli olan, yönetmenin tarzı. Çok farklı bir anlatım ve mizah yapısına sahip olan Dagur Kari'ye, çok daha kötü bir drama senaryosu verseydiniz, bu tarz ve mizahi yaklaşımla yine ilgi çekici, gülümseten bir iş cıkarabilirdi. 


Daha ilk filmi  "Noi Albinoi" (Buzdan Hayaller) filminde kendini apaçık belli eden yönetmen, farklı tarzı ve bakış açısıyla çok işler başaracağa benziyor.

Bu arada her fırsatta film isimlerini alakasız ve gerzekçe çevirmeyi başaran İthalatcı firmalar bu filme adeta bir kıyak yapmışlar. Gerçek adı "Voksne Mennesker", İngilizcesi "Dark Horse" olan filme adeta doğru ismi bulmuşlar.


İçinde bulunduğu topluma bir türlü ayak uyduramamış bir "Tutunamayan" olarak bendeniz, konunun bana olan yakınlığını da gözönünde bulundurarak, torpilli bir 7.5 / 10 veriyorum. Yönetmeninin özgün mizah duruşuna hayran kaldığım bu filmi, halen izlememiş olanlara tavsiye ediyorum.

Yazı: OvErUyUz
Edit: aslimaniac


FRAGMAN


 Tutunamayanlar - Voksne Mennesker - Dark Horse
(Türkçe Altyazılı izle)
 Part 1
 Part 2


 

 

Borat


Yapım:2006
Ülke: ABD,Kazakistan 
Tür:Komedi,Politik
84 Dak.
Yönetmen:Larry Charles
 
Sacha Baron Cohen ,  Pamela Anderson ,  Ken Davitian ,  Luenell ,  Jean-pierre Parent

Sacha Baron Cohen ,  Todd Phillips ,  Peter Baynham ,  Anthony Hines ,  Dan Mazer
Sacha Baron Cohen ,  Everyman Pictures
 Imdb:7.3  

  Haftanın bu son iş gününde haftasonuna gülerek girmeye sanırım kimse 'hayır' demez. Tüm yorgunluğu,stresi ve gerilimi bir kenara bırakıp, bu filmle güzel bir giriş yapın h.sonu tatiline. Kahkaha garantili filmimizin adı; Borat..

  İzleyenlerin birkez daha izlemekten sıkılmayacakları, izlemeyenler içinse farklı bir komedi  deneyimi yaşayacakları bir film Borat. Farklı diyorum çünkü espri anlayışı herkese uymayabilir.Zira kaba diyalog ve esprilerin bolca yer aldığı bir film. Overuyuz kendi 'en iyi 20 komedi filmi'ni hazırladığı listede birinciliği bu filme vermiş.Ve sanırım böyle bir liste hazırlamış olsaydım benim birincimde değişmezdi. Birkaç kez izlememe rağmen,her defasında beni yerlere yatırmayı başarmıştır.Borat'tan sonra 'Bruno','Ali G' ve 'Diktatör'de mutlaka izlenmesi gerekenler arasında. Tabii bu tarzı sevenler ve sevecek olanlar için önerim.

Borat ,Sascha Cohen'in 'Ali G' şovundaki alternatif karakterdir aslında.Filmde de Kazakistanlı bir gazeteciyi canlandırmaktadır.Kahramanımız belgesel çekimi için  Amerika'ya doğru yola çıkar.Amerikalılarda bu enteresan kişiliğe büyük ilgi gösterir. Borat'ta bu ilginin hakkını fazlasıyla öder.Başından bir sürü absürd olaylar geçer.

Film sadece absürd komedi değildir. Sacha Baron Cohen'in hemen her filminde kulandığı, habersiz figürasyon ve doğaçlama set teknikleri bu filmde de görülmekte. Cohen bu teknikleriyle başarılı olduğu gibi aynı zamanda sonu karakolda biten bir çok skandal olayada imza atmıştır.


Bu tekniğe biraz daha yakından bakarsak, içinden efsanevi komedyen Andy Kaufman (d.1949 - ö.1984) çıkacaktır. Kaufman aslında olaylardan haberi olmayan kalabalıkları, yaptığı küçük düşürücü davranışlarla şok ederek izleyiciyi kendisine değil, artık figürasyon sayılan birincil izleyiciye güldürürdü.. O, komediye apayrı bir bakış açısıyla yaklaşır, espri yapmaktansa insanları şaşırtarak güldürmeyi tercih ederdi.

 Andy Kaufman'ın hayatını konu alan Man on the Moon filmini burda anmadan yapamayacağım. Güzel bir biyografik film olan Man on the Moon'da Jim Carrey, Andy Kaufman'ın tüm tekniklerini ince ayrıntılarıyla sergiliyor.


İşte Sacha Baron Cohen'in tekniklerine baktığımızda, seyirciyi "şok etme", olaydan haberi olmayan insanları set içinde kulanma ve espiri yerine, rahatsız edici derecede küçük düşürücü yaklaşımlar kulanma (ki seyirciyi şoke edende genelde bu utanma duygusu) gibi benzerlikler görüyoruz. Ben açıkcası yönetmenin bariz bir şekilde Andy Kaufman'dan etkilendiğini, bunun sonucunda kendi tarzını uyarladığını ve kesinlikle başarılı olduğunu düşünüyorum.

  Bol bol Amerikalılar ve kültürleri ile dalga geçilen filmde,beni en çok rahatsız eden şey Borat'ın memleketi olarak gerçek bir yerin seçilmesi. Kazakistan yerine hayali  bir yer belirtilseydi daha iyi olurdu kanımca. Filmdeki Borat aslında giyim tarzı, İngilizce aksan ve sosyal davranış şekillerine bakıldığında en yakın ihtimalle Yugoslavya ya da Bulgaristan kökenli, (Balkan) Çingenesidir. Bana kalırsa Sacha Baron Cohen buradada tercihini rahatsız etmekten yana kulLanmış ve izleyen herkese "Kazakistanlılar bunu izleyince ne diyecekler acaba" dedirtmeyi tercih etmiştir. Birçok yerde okuduğum kadarıyla Kazakistanlılar bu filme oldukça tepkili. Kendi ülkelerinin isminin kullanılmasından ve farklı bir şekilde sunulmasından rahatsızlar. Bu rahatsızlıklarında da haklılar.

 Bu kusuru es geçmeye çalışırsak, bolca eğleneceğiniz 1,5 saatlik bir zaman dilimi sizi bekliyor.Şimdiden herkese iyi haftasonları..                                                                                    
Yazı: olimposgod
Edit : OvErUyUz


FRAGMAN


Andy Kaufman on Letterman (1980)

Andy Kaufman on Dating Game




BORAT
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)





 

Örnek Aile, The Joneses


Örnek Aile, The Joneses
Filmin Yönetmeni: Derrick Borte
Filmin Türü: Komedi, Dram
IMDB Puanı: 6.5
Yapım Yılı: 2009
Ülke: ABD
Yayınlanan Tarih: 25 Haziran 2010
Senaryo yazarı: Randy T. Dinzler, Derrick Borte,
Başrol Oyuncuları: Amber Heard, Demi Moore, David Duchovny, Gary Cole, Ben Hollingsworth, Glenne Headly, Catherine Dyer, Lauren Hutton, Chris Williams, Ashley LeConte Campbell, Robert Pralgo, Justin Price, Christine Evangelista


   Filmin "Örnek Aile" şeklinde Türkçeleştirilmiş ismi ve afişine bakıpta, mutlu bir Amerikan ailesindeki ufak tefek duygusal çalkantıların yarattığı sevimli problemlerle alakalı bir komedi izleyeceğinizi sanmayın.

   Aslına bakarsanız, senaryo çok daha ciddiye alınması gereken "tüketici toplumu",onu pohpohlayan reklamcılık sektörü ve zamanımız dünyasının yasal yollarla tefecilik yapan bankacılarını kısmen espirili bir dille taşlıyor.


   Filmin hemen başında söz konusu aile banliyödeki zengin bir semte taşınıyor. Buradaki hayatlarına başlar başlamaz kullandıkları eşyalardan tutunda, giyimleri, arabaları ve herşeyleriyle ilgi odağı oluyorlar. İnsanlar onlara ve mutlu hayatlarına imrenerek bakıyorlar. Ailenin ebeveynleri muhteşem aşkları, hayli iyi giden seks hayatlarıyla mahallenin orta yaş üzeri insanları arasında bir efsane olurken, iki genç çocuklarıysa, kendi yaş gruplarındakileri sahip oldukları son model oyun konsolları,cep telefonları ve giyimleriyle çileden çıkarıyorlar.


   Senaryoya ilginçlik katansa, bütün bunların yeni jenarasyon bir reklam stratejisi olması. Filmin ilerleyen dakikalarından çok bahsetmeyeceğim ancak ailenin 4 karakteri arasındaki ilişkiler, onlardan etkilenerek, bütçelerini aşırı aşan ortahalli mahallelinin bankalarla yaşamaya başladığı sorunlar, aslında bize içinde yaşadığımız tüketim toplumunun gerçeklerini çarpıcı şekilde gösteriyor.

   Düşünün bir; kaçımızın 5 çift ayakkabısı varken, çok beğendiğimiz için bir çift daha satın aldık. Mütevazi ama problemsiz çalışan bir arabamız varken, bizi neredeyse mutsuz eden o son çıkmış modelle değiştirmek için dünya kadar borcun altına girdik. Kaçımız fonksiyonlarını bile kullanamadığımız, sözümona telefon olması gereken, ancak diğer herşeyi yapabilen cep telefonlarımızı her 6 ayda bir değiştiriyoruz.


   Tüketim toplumu hepimizi kullanıyor ve mutsuzlaştırıyor. Gözümüze soka soka, sahip olduklarımızdan daha iyi ve yenileri dağıtılıyor. Her an etrafımıza baktığımızda, daha iyisini, daha güzelini görüyoruz. Elimizdekilerse anlamlarını yitiriyor. Geriye, son çıkanını almak, daha iyisine sahip olmak için, günde 12-13 saat, hatta daha fazla çalışıp didinen, ailesiyle bile doğru düzgün görüşemeyen, yarı robot androitler kalıyor.

   Teknik olarak filme söyleyebileceğim pek birşey yok. Her konu da mütevazi ölçülerde bir film. Puanın 6.2 / 10 oluyor..

   Hayatımız bu mudur dedirten konusu sayesinde tavsiye ettiğim bu filmi izlemekten pişman olmayacaksınız...

FRAGMAN



Örnek Aile, The Joneses
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)







 

Lars And The Real Girl

Gerçek Sevgi
Yapımı : 2007 - ABD
DramKomedi
106 Dak.
Craig Gillespie
Ryan GoslingEmily MortimerPatricia ClarksonKelli GarnerAngela Vint
Nancy Oliver
Peter Berg ,  Sidney Kimmel
Imdb:7.4

   Bu filmi izlerken 'mutlu oldum'..Her film böylesine mutluluk hissettirmez insana!Mutlu oldum çünkü;iyi insanların varolabileceğini bilmek harika..

   Küçük bir kasabada geçiyor filmimiz.Başkarakterimiz Lars,babasının ölümüyle iyice içine kapanır.Yengesi ve abisinin evlerinin garajında oturan Lars,dış dünyayla bağını iyice koparmıştır.Bu durum herkesi üzmektedir.Lars birgün,bir kızarkadaşı olduğundan bahseder.Bu habere tabii ki herkes çok sevinir.Yalnız bahsettiği kız,internet sipariş ettiği bir şişme bebektir.Filmin olayı da burda başlar.Tüm kasaba önce bu olayı garipser.Ama Lars öylesine sahiplenir ve gerçek insan muamelesi yapar ki, bir süre sonra herkes bu duruma alışır.

   
Lars'ın tekrar dış dünyaya açıldığını,asosyalliğinden bir nebze kurtulduğunu gören kasabalılar da bu oyuna ortak olurlar.Öyle ki onlarda Bianca(şişme bebeğin adı bu)'yla oturup konuşmaya,yemek davetlerinde onun içinde yer ayırmaya,kıyafet seçmek için yardım etmeye başlarlar.

   Tüm bunları Lars'ın durumunu bildiklerinden ve onun iyileşmesini istediklerinden,isteyerek,severek büyük bir özveriyle yaparlar.

   Bende bu dünyadaki tüm kötülükleri 'sevgi'yle yenebileceğimizi düşünüyorum.Herşey aslolanı sevmekle,anlamakla başlar.Sadece sevmek yetmez ama.Empati kurabilmeliyiz insanlarla.Böylece daha yaşanabilir,anlaşılabilir bir dünya varedebiliriz.

   Buarada Lars'ı canlandıran Ryan Gosling hakkında da bir-iki birşey yazmadan geçemeyeceğim.Bu filmde o kadar iyi ki'bu adam oyuncu olmak için gelmiş dünyaya'hissiyatı yarattı bende..

   2007 Bağımsız bir Amerikan filmi olan 'Lars And The Real Girl'ün mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

   Birlik ve beraberliğin üstesinden gelemeyeceği şey yoktur. Sevdiklerinize 'sevdiğinizi' hissettirin.
İyi seyirler..

Yazı: olimposgod


FRAGMAN



Lars And The Real Girl - Gerçek Sevgi
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)









Benim Çılgın Türk Düğünüm "Meine Verrückte Türkische Hochzeit"

Benim Çılgın Türk Düğünüm
Gösterim tarihi: 30 Mart 2006 
IMDB puanı: 5.4/10 
Yapım Yılı: 2006 
Oyuncular: Florian David Fitz, Mandala Tayde ve Hilmi Sözer 
Tür: Komedi
Seneryo: Daniel Speck 
Yönetmen: Stefan Holtz Filmin 
Altarnetif İsmi: Meine verrückte türkische Hochzeit

Pazar Tadında Birşeyler


Bizim jenerasyonumuz için pazar günü film seyretmek ayrı bir anlam taşır. Pazar sineması denilen  bir olgu vardır ki, yanlış hatırlamıyorsam, pazar sabahı erken saatlerde başlayan, çoğu zaman western, arada sırada aile "çocuk", nadirende romantik komedi filmlerinden oluşan bir kuşaktı. 

Yabana atılası bir kuşak değildi..!!
Öyle ki; çoğu zaman batının vahşi doğasında at sürürülür, klasik bir hollywood aşk hikayesiyle siyah beyaz Amerikan ruyalarına dalınır, bazende mahallede yaramazlık peşindeki çocuk çetesinin, sıradan bir asosyal komşu üzerine boşa kurduğu hayaller izlenerir, sakin başlanırdı güne.

Bu açıdan da bir önemi vardı,
 belki de dönemin darbeci generalleri pazar günleri halkı sakinleştirmek için doğru yolu bulmuşlardı...

Filmin bitmesine yakın, insanın içinde ufakta olsa bir sıkıntı belirirdi; çünkü başka bir kanala geçme imkanı da olmadığından, filmden sonra başlayacak olan bir saatlik pazar konserinin kasveti ve mecburiyeti sizi yakalıyıverirdi. Pazar konseriyle birlikte tv kapatılır, aile çeşitli yerlere dağılırdı. Büyük ölçüde, Türk insanının klasik müzik konusunda isteksiz olmasının nedeni belkide o bir saatlik Pazar Konserleriydi. Kim bilir.?


  İşte dediğim gibi, tembel bir pazar gününe başlamak için harika bir yoldu.
Halkı da kendileri gibi embesile çevirme yolundaki ulusal medya kartelleri yoktu. Ya da sosyal medya denilen olgu yoktu. Haftasonu tanımaz ekonomi kanalları yoktu. Twitterda iki haftadır sandalyeden kalkmadan koca kıçlarıyla hükümet-muhalefet-din-ahlak herkese çemkirten sözümona sosyal medya yazarları (bu bir özeleştiridir), dehşet haberleriyle dolu rolling news formatlı haber televizyonları, itiş kakış birbirini becermeye çalışan, 3-5 yıllık çakma ünlü insanların, muhteşem arabalarıyla geçit töreni yaptığı magazin programları ya da "kredi ister misiniz?" diyerek mesaj atıp duran yasal tefeci bankaların çaldırdığı cep telefonları ile değil, güzel bir filmle başlanırdık güne.


Bu yüzden pazar günü sizlere seçeceğim film konusunda zorlandım. Şarap Bağı "The Chateau Meroux" isminde bir şarap filmi önerecektim, oda tam bir fiyasko çıktı. "Sideways" ve "A GoD Year" yazılarından sonra böyle birşey yapamazdım.

 Sonuçta içinde kovboylar, yaramaz çocuklar ve bu pazar yazısında bahsettiğim hiçbirşey olmayan bir film seçtim.

Hemen kızmayın..!
O bahsettiğim filmler kadar sempatik, eğlenceli ve komik bir film Benim Çılgın Türk Düğünüm "Meine Verrückte Türkische Hochzeit"


Neden bu film derseniz; Türk insanının 80'li yıllardaki halini anmışken, bizden bahseden, hem de başkasının gözüyle bizden bahseden bir film olsun istediğim için diyebilirim.

Film, etrafları Türk göçmenlerle çevrili bir çevrede, esnaflık yapmaya çalışan idealist iki arkadaştan birinin bir Türk kızına aşık olmasıyla başlıyor. Ulaştığı heryerde birçok köycük yaratan Türk insanının "asla değişme, değiştir" "uyum sağlama, uydur" şeklindeki yaşam tarzına birçok tokat sallıyor. 

Eğlenceli bir pazar filmi olacağından emin olduğum filmi hepinize tavsiye ediyorum..
Değişime açık ve uyum sağlayabildiğiniz bir pazar günü olması dileğiyle iyi seyirler..

Yazı:   OvErUyUz


Kısaca Konusu;
Filmde ‘Götz’ adlı bir dükkan sahibini canlandıran Fitz, Mandala Tayde adlı oyuncu tarafından canlandırılan ‘Aylin’ adındaki Türk kızına aşık oluyor. Götz, hukuk öğrenimi gören Aylin ile evlenebilmek için önce ailesinin sevgisini kazanması gerektiğini anlıyor. Ancak Aylin’in ‘Süleyman’ adlı babasını canlandıran Hilmi Sözer evliliğe karşı çıkıyor, çünkü kızını, Gandi Mukli’nin canlandırdığı ‘Tarkan’ adlı Türk doktorla evlendirmek istiyor. Götz’ün gazeteci annesini canlandıran Katrin Sass da oğlunu liberal bir şekilde yetiştirmesine ve kendisini dünyaya açık bir insan gibi görmesine rağmen, Aylin ile ilk kez tanıştığında oğlunun bir Türk kızıyla beraberliğini tasvip etmiyor ve olaylar bu şekilde gelişiyor.



 FRAGMAN



Benim Çılgın Türk Düğünüm "Meine Verrückte Türkische Hochzeit"
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)







 

Yalanın İcadı , The Invention of Lying


Yalanın İcadı, The Invention of Lying, This Side of the Truth
Filmin Yönetmeni: Ricky Gervais, Matthew Robinson
Filmin Türü: Romantik, Komedi, Fantastik
IMDB Puanı: 6.4
Yapım Yılı: 2009
Ülke: ABD
Yayınlanan Tarih: 2 Ekim 2009
Senaryo yazarı: Ricky Gervais, Matthew Robinson

 Görünüşte sıradan bir komedi filmi gibi dursada aslında Yalanın İcadı yalan söylenmeyen bir dünyada, işlerin ne kadar zor olabilecegini, sempatik bir dille işlerken, sonradan yalanın bulunmasıyla, insanların açıklayamadıkları varoluşlarını, nasılda kendi kendilerine yalan söyleyerek açıklamaya calıştıklarını irdeleyen, bir nevi tanrı ve varoluşcu inançları yalanla bağdaştırarak, çok da rahatsız etmeden, ironiyle eleştiren bir film..

 Bu bağlamda filmi sıradan komedi filmlerinden ayrı bir yere koyuyorum..! Senaryonun içindeki fantastik yapı ve romantik komedi ögeleri, eleştirel yönünü oldukca örtmüş olsalarda, bu bir komedi filmi ve olması gerekende bu..

Bakış acısını sevdiğim nadir fantastik komedilerden biri.Puanlarsak 6.9 /10 hakkettiğini düşünüyorum..

Yazı: OvErUyUz

Filmin Konusu:
Mark yalansız bir dunyada yaşamaktadır yalan söyleyen kimse yoktur. Avukatlar Siyasetciler de dahil. İşten kovulunca ev sahibine gider durumu anlatır ve kirayı yatıramayacağını söyler ev sahibide evi boşaltmasını ister. Mark bankada kalan son 300 dolarını çekmeye gider bankada sistem hata verir görevli ne kadar paranız var dediğinde mark 800 dolar der. Mark artık elindeki gücün farkındadır…

FRAGMAN





Yalanın İcadı , The Invention of Lying
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)







 

Hasta La Vista , Hoşçakal


Hoşçakal
MDB Puanı:7.3/10
Yönetmen Adı:Geoffrey Enthoven
Oyuncular:Charlotte Timmers, Roos Van Vlaenderen, Robrecht Vanden Thoren
Tür: Dram, Komedi
Yapım Yılı:2011 ~ Belçika
Senaryo:Pierre De Clercq, Asta Philpot
Süre:115 Dakika
Orjinal İsim: Hasta la vista

Üç engelli kafadarın kendilerini bulma yolunda çıktıkları keyifli, bazende trajik yolculuklarıyla ilgili güzel bir film. Keyifle izleyebileceğiniz ama izlerkende, ülkemiz engellilerini düşünmeden edemiyeceksiniz.. Şiddetle tavsiye ettiğimiz harika bir YOL filmi..!

FRAGMAN



Hasta La Vista , Hoşçakal
(Türkçe Dublaj Tek Parça İzle)






 

Kullanıcı. Sideways

 
Kullanıcı. Sideways
2004
Ülke: ABD, Macaristan
Dram ,Komedi, Romantik
Imdb: 7.6 
126 Dak.
Alexander Payne
 
Paul GiamattiVirginia MadsenSandra OhJessica HechtAlysia Reiner
Alexander Payne ,  Jim Taylor
Michael London ,  George Parra

İzlediğim en keyifli YOL FİLMİ olan Sideways'de kahramanımız Miles Raymond, bütün hayatı bir yazar olabilme hayalleriyle geçmiş, ama evliliğindeki gibi mesleğinde de başarısız olmuş, bir İngilizce öğretmenidir. En yakın arkadaşı Jack ise, hiç kimse tarafından tanınmayan bir televizyon oyuncusudur ve evlenmek üzeredir. Miles'ın son yazarlık denemesi de başarısızlıkla sonuçlanınca en yakın arkadaşı Jack'i, evlenmeden önce, bir haftalık bir yolculuğa davet eder.


 2004 senesinin en iddialı filmlerinden olan Sideways, Görkemli Hayatım'ın yıldızı Paul Giamatti'yi yeniden beyazperdeye döndürüyor. En İyi Film (Müzikal-komedi) dalında iki Altın Küre kazanan Alexander Payne’in eseri, beş dalda da Oscar adayıydı.  

Bu güzelim filmi "Kullanıcı" ismiyle çeviren, aklını kaybetmiş ithalatcı firma bir yana, Sideways sadece sinema severler için değil şarap severler içinde izlenmesi gereken bir film.
Şaraplarınızı acın, kadehlerinizi hazırlayın ve filmin keyfine varın.
 
FRAGMAN




Kullanıcı. Sideways
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)






 

Wristcutters: A Love Story , Bilek Kesenler


2006
Ülke: ABD , İngiltere
Dram, Fantastik, Komedi
88 Dak.
Goran Dukic
 
Sarah Roemer, Leslie Bibb, Shannyn Sossamon, Patrick Fugit, Will Arnett
Goran Dukic, Etgar Keret


 Zia, kız arkadaşı Desiree'den ayrılınca yaşadığı acıya dayanamaz ve intihar eder. Acısını sonlandırmanın yolunu ölümde bulacağını sanırken hiç beklemediği bir şekilde büyük bir yanılgıya düştüğünü anlar. 

Gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu bir dünyada açar. Ölüm sonrası bir dünyadır burası; tuhaftır, gerçek yaşam kadar acımasızdır; hatta belki de daha fazla... 

Acılarsa yok olmamıştır. Ama yine de Zia için bir umut vardır. Çünkü ilginç bir şekilde Desiree'nin de intihar ettiğini öğrenmiştir. Tanıştığı bir rock şarkıcısı ve ısrarla bir yanlışlık sonucu orda olduğunu savunan bir otostopçu ile Desiree'nin peşine düşer. 

 Barlarında sadece intihar etmiş elemanları olan Nirvana ve Joy Division gibi grupların şarkılarının çalındığı bu garip dünyanın kasvetli atmosferinde, tuhaf bir yolculuğa çıkarlar. 

2006 Sundance Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nün sahibi olan bağımsız bir yapım.

FRAGMAN
 




Wristcutters: A Love Story , Bilek Kesenler
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)






 

Gördüğüm En Güzel Kadın "La Prima Cosa Bella"

 
Gördüğüm En Güzel Kadın
The First Beautiful Thing, La Prima Cosa Bella
Yönetmeni: Paolo Virzì
Türü: Komedi, Dram
IMDB Puanı: 7.2
Yılı: 2010
Ülke: İtalya
Senaryo yazarı: 
Paolo Virzì, Francesco Bruni, Francesco Piccolo
Başrol Oyuncuları: 
Valerio Mastandrea, Micaela Ramazzotti, Stefania Sandrelli, Claudia Pandolfi, Marco Messeri, Fabrizia Sacchi


 Film, yerel bir güzellik yarışmasında başlıyor. Kadın başrol karakterimiz olan Anna Nigiotti, bu yarışmada güzelliğiyle herkesi etkileyerek birinci olur. Ailenin erkek olan karakterleri yani kocası ve oğlu bu durumdan çok memnun değilken, kendisine hayatı boyunca hep daha yakın olacak olan kızı ise çok mutludur.

Ancak Anna kişilik olarak biraz muzur meşrep, tabiri caizse "aşk kadını" da diyebileceğimiz bir yapıya sahip olmasından  kaynaklanan ailevi problemler yaşamaktadır. Polis olan kocasının kıskançlık krizleri ve bitmeyen kavgalar sonucu Anna çocularınıda alıp evi terk eder. 

 

Anna Nigiotti çok zeki bir kadın değildir, çok güzel bir aşk kadınıdır. Ancak, bu onun erkekler tarafından kolayca kandırılmasına sebep olur. Erkeklerin ilgisi sürekli üstündedir ve bir süre sonra çocuklarla düştüğü durumdan kurtulmak için bu ilgiyi kulanmak zorunda kalmaya başlar. 

Anna'nın oğlu, yapı olarak, daha küçük olmasına rağmen herşeyin farkında, annesinin ilişkilerinden oldukca rahatsız, kız kardeşine kolkanat germeye çalışan, mutsuz fakat zeki bir çocuktur. Kız kardeşi ise daha pozitif bir kişiliğe sahiptir.

İki çocuk, içinde bulundukları bu durum yetmezmiş gibi, birde polis olan babaları tarafından kaçırılır. Artık baldızıyla ilişkide olan babalarının evine dönmek durumunda kalırlar. Teyzeleri, yani yeni anneleriyle olan hayatları ise çok daha zor olmaya başlar.

Daha sonrasında anneleri bir yolunu bulup, onları babalarının evinden kaçırmayı başarsa da, durumun vahimliği iki küçüğü derinden etkiler.

 

Anna'nın oğlu Bruno biraz daha büyüdüğünde, okulda annesi ile ilgili dedikodulara dayanamaz olur, bir de annesinin hamile olduğunu öğrendiğinde evi terkeder ve uzun yıllar onunla görüşmez. Küçük kız kardeşi ise erken bir evlilik yapmak zorunda kalır.

Film İtalya'nın küçük bir sahil kasabasındaki sosyal yapıyı gözlerimizin onüne sererken, bu şartlarda büyümüş mutsuz, bağımlı bir adam olan Profesör Bruno Michelucci'nin annesinin son günleriyle yüzleşmesini anlatıyor. 

Yönetmen Paolo Virzì'nin ilk filmi olan yapım, aslında birazda otobiyografik özellikler taşıyor. Yönetmen ve senarist Paolo Virzì'nin filmin geçtiği Livorno kasabasında büyümüş olması ve babasının polis olması adeta bunu kanıtlar gibi. Film ismini 70'li yıllarda meşhur olmuş ve bir çok sahnede karakterlerin hepbirlikte söylediği Nicola Di Bari parçası  La Prima Cosa Bella dan almakta.

 

Paolo Virzì kariyeri boyunca genellikle romantik komedi türünde filmler yapmış olsa da bu ilk ve en önemli filmi "La Prima Cosa Bella" için ağır bir dramdır diyebilirim. Film karakterlerinin eğlenceli hatta komik İtalyan tiplemeler olmalarına rağmen, iki çocuğun düştüğü durumlar karşısında seyircinin gülümseyecek hali bile kalmıyor açıkcası.


35-40 yıllık bir zaman dilimine yayılan filmde, 30'lu yaşlarının sonuna yaklaşmış Profesör Michelucci karakterini canlandıran Micaela Ramazzotti, daha öncelerde izlediğim, kayda değer olmayan bir kaç performansının aksine, çok başarılı bir iş çıkartmış. Film ayrıca 2010 Altın Küre ödüllerinde, baş rol oyuncusu Stefania Sandrelli'ye "En iyi Kadın Oyuncu" ödülünü getirmiş, 2011 yılı İtalya'nın Oskar adayı olmayı başarmıştır.

Imdb puanına katılmakla birlikte, tipik bir İtalyan yapımı olan "Gördüğüm En Güzel Kadın", komedi ögelerine rağmen, bana kalırsa çokca acı barındıran çarpıcı bir drama filmidir.

Yazı: OvErUyUz

FRAGMAN

 SOUNDTRACK

Gördüğüm En Güzel Kadın "La Prima Cosa Bella"
(Full Türkçe Dublaj Tek Parça İzle)







 

One Day In Europe , Avrupada Bir Gün

 
Avrupada Bir Gün
Yapım:2005
Ülke : Almanya İspanya
Yönetmen: Hannes Stöhr
Senaryo: Hannes Stöhr
Görüntü Yönetmeni: Florian Hoffmeister
Oyuncu: Megan Gay, Luidmila Tsvetkova, Ahmet Mumtaz Taylan, Florian Lukas, Erdal Yildiz, Miguel de Lira, Mónica García, Boris Arquier
Tür : Komedi
IMDB Puan : 6.5/10
Süre : 95 dakika
Resmi Site: http://www.onedayineurope.de/


   Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme süreci artık yılan hikayesine dönüşmüş, çok uzun ve sonu görünmeyen bir hikaye gibidir. Küçük bir bölümü Avrupa topraklarında bulunan sevgili ülkemizin, yüzde doksanından fazlasının Asya topraklarında olmasına, Orta Doğu'nun bağrı yanık ortamının en batısında, adeta batıyla doğu arasında sınır oluşturmasına ve atlar üstünde, neredeyse uzak doğuya yakın diyarlardan göç etmiş, şaman atalarımıza rağmen biz Türkler "Avrupalıyız ya da Batılıyız" demeye bayılırız. Atalarımızın büyük çoğunluğu atlara atladığı gibi, (birazda fazla kaçmış kımızın güzelleştirdiği kafalarıyla) oldum olası dizginleri batıya yöneltmiştir. Ejdadımızdan genetik bir aktarım mıdır bilinmez ama Türklerin hedefi hep batı, Türkiye Cumhuriyeti'nin hedefi de hep Avrupa Birliği oldu.
  

 Aslında her yerin bir batısı olduğu düşünüldüğünde, sonu olmayan bu amaca ulaşamayan biz Türkler gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Avrupa Birliğine girmeyi başaramadı. Peki Avrupa Birliği acaba "çift kutuplu dünya" söyleminin gazını alıp, apar topar genişlerken birlik olmayı başarabildi mi.?


   

Bu sorunun cevabını vermek çok zor. Avrupa öyle bir yer ki, Amerika ya da Avusturalya'da olduğu gibi köklerini bırakıp gelmiş, yeni hayatlar, yeni yaşamlar, yeni ülkeler kurma amacında insan topluluklarından oluşmuyor. Kökleri çok çok derinlerde, ırklar, diller, dinler, farklı iklimlerin farklı insanlarından oluşan, yaşlanmış, kartlaşmış topluluklar bunlar.

Avrupa topraklarında birlik olmak öyle kolay değil. Bırakın toplumları, binaların bile yeni dünya kıtasından yaşlı olduğu yerler buralar. Hal böyle olunca, yer yer keyifli, yer yer sıkıntılı, karmaşık durumlar ortaya çıkıyor.
   

  One Day In Europe filminde, birlik denilen bu şeyin, Avrupa insanı için ne kadar yalan bir söylem olduğunu çok eğlenceli bir şekilde görüyoruz. Hemen hemen her anında gülümseyen bu film de, dil problemi nedeniyle birbirleriyle iletişim kuramayan insanların, kültürel farklılıklar da devreye girdiğinde, düştükleri durumlar anlatılıyor.Üstüne bir de Galatasaray - Deportivo La Coruña kupa maçına kitlenen "zevzeğe bağlamış" Avrupalıları, Avrupalı olmayı başaran nadide Türkler olan Almancılarımızla karıştırdık mı, kaçınılmaz bir "vur patlasın - çal oynasın" durumu ortaya çıkıyor.
   
   Trajikomiktir; dinlerin, ekonomik ya da siyasi birliklerin yapamadıklarını (biraz salaklaştırarakta olsa) futbol yapıyor ve bütün Avrupa'yı aynı konuda birleştiriyor.

 Tüm dünya durmuşcasına Galatasaray - Deportivo La Coruña maçı etrafında toplanmış milyonlarca insanın içinden, maçla ilgisi olmayan dört hikaye seçilmiş ve o aynı gün, dört ayrı şehirde çekilmiş.


   
   Moskova, İstanbul, Santiago de Compostela/İspanya ve Berlin hikayelerimiz için seçilen, yaşlı şehirler. Her hikayede diğerleriyle ortak olan paydalar var. Polis, hırsızlık ve maçın kitlediği hayat gibi. Aslında çok da komik olmayan hikayeleri izlerken, iletişimsizliğin ve kültürel farklılığın yarattığı tuhaflıklara kahkahalarla güldüm.

 Moskova hikayesi hakikaten filme ısınmamı sağlarken, İstanbul'a geldiğimde artık gülüyordum. Mekan seçimleri açısından başarılı bulduğum İstanbul bölümünde, Ahmet Mumtaz Taylan'ın oyunculuğu oldukca göz doldurucuydu. Santiago de Compostela hikayesinde yine eğlendiğimi söyleyebilirim, yukarılara çıktıkça havanın soğumasından mıdır bilinmez, Berlin dörtlemenin en vasat hikayesi için seçilmiş şehirdi.

Filme total olarak baktığımda ise puanım 6.5/10 oluyor ki, bu imdb ile aynı puan görüşünde olduğum mucize anlardan biri.

   Futbol deliliğinin hat safhada yaşandığı bu "birlik olamamış birliktelik" oldukca eğlenceli resmedilmiş. Bu topluluğun doğulu temsilcisi Türkler ise bana kalırsa artık Avrupa'nın olmazsa olmazlarındanlar. Almanlar zaten onlarla bütünleşmiş. Avrupa'nın her yerinde yaşayabilen, uyum sağlamak gibi bir problemi olmadığı halde, bir şekilde hayatta kalabilen Türk insanı, Avrupa'da Avrupa Birliği'nden daha kalıcı olur gibi. Ne dersiniz..?

Yazı: OvErUyUz
Alıntı ve Kaynaklar: wikipedia teşekkür ederiz

FRAGMAN





 

The Darwin Awards, Darwin Ödülleri

 Yapım : 2006, ABD
Tür : Komedi / Macera / Romantik
IMDb: 5,8
Türkçe İsmi:Darwin Ödülleri
Yönetmen : Finn Taylor
Senaryo : Winona Ryder, Juliette Lewis, Chris Penn, David Arquette, Robin Tunney, Judah Friedlander, Finn Taylor
Oyuncular : Tim Blake Nelson, Tom Hollander, Juliette Lewis, Joseph Fiennes, Chris Penn, David Arquette, Alessandro Nivola, Lukas Haas, Julianna Margulies, Josh Charles, Kevin Dunn, Nora Dunn, Judah Friedlander, Brad Hunt, Ty Burrell
Yapımcı : Jason Blum
Görüntü Yönetmeni : Hiro Narita
Müzik : David Kitay
Süre : 1 saat, 33 dk.

    Darwinist bir adam olarak bu filmi gördüğüm anda, sorgusuz sualsiz satın aldım. O an inanın filmle ilgili hiçbir fikrim ya da duyumum yoktu.

   Üstelik Charles Darwin gibi bir adamla ilgili bir film düşündüğümde, ilk aklıma gelen senaryo, 1800'lerde Beagle adında bir yelkenli gemiye binmiş genç Darwin, dalgalarla verilen çetin bir mücadele sonucu Galápagos Adalarına cıkar, yıllar süren acılı hastalıklarla ve doğayla verilen mücadeleler süresince araştırmalarını sürdürür. Sonuç olarak evrim teorisini ve doğal seleksiyon fikrini geliştirir..

   Belki benim senaryom klasik Jules Verne uslubu yazılmış "Beagle Maceraları" adlı bir film olabilirdi fakat yönetmen ve yazar Finn Taylor benden çok çok daha yaratıcı ve ironik bir zekaya sahip.

  
   Darvin Ödülleri yada Darwin Awards aslında doğal seleksiyon "doğal seçilim" etrafında kurulmuş bir senaryo. Bu senaryoyu net algılamak için nedir bu doğal seleksiyon dersek, kısaca şöle acıklayabiliriz; doğal seçilim, belirli bir türde dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarabilmeleri yoluyla işleyen evrimsel mekanizmadır. Böylece dış ortama uyum sağlamakta sorunlar yaşayan bireyler ve genler organizma popülasyonundan tasfiye edilmiş olmaktadır. Ayrıca doğal seçme, doğal ayıklanma ya da doğal seleksiyon olarak da adlandırılır.


   Sonuç olarak filme dönücek olursak, iki araştırmacı olan Michael Burrows (Joseph Finnes) ile Siri Taylor (Winona Ryder) Darwin kazaları olarak tarif edilen tuhaf ve gerzek ölümler ile sonuçlanan davaları bir sigorta şirketi için incelemektedirler. Bunun evrim teorisini geliştiren Darwin’e bağlantısı ise gerçekten çok egzantirik; bu tür kazalardan ölen kişiler, aslında kendilerini toplumdan silmek suretiyle topluma fayda sağlıyorlar. Çünkü yok oluşları ile geri de kalanların zeka seviyesi yükselmiş oluyor. Böylelikle de istemeden (veya bilmeden) Darwin’in evrim teorisine katkı yapmış oluyorlar. Darwin ödülleri ise bu insanlara verilmesi öngörülen ödülün ismi.

  Filmde birbirinden matrak "aptalca" ölüm ve kazayı araştıran karekterlerimizden Michael Burrows'ın opsesif bir kişilik olmasıda akışkanlık acısından filmi destekliyor ve gülümsemenizi yüzünüze sabitliyor.


  Tahmin ediyorum "yahu matrak ölümmü olur" diyenler olmuştur aranızda. Evet Finn Taylor yazmış ve bal gibide olmuş. Öyleki bu ölümlerle aramızdan ayrılan kişiler hakikaten gelecek kuşaklara aktarıcağımız zeka seviyemizi yükseltmiş oluyorlar. Kahramanlarımız ülkenin çeşitli yerlerinde bu ölüm ve kazaların peşinde koşup sigorta şirketini boşa ödenecek birçok tazminattan kurtarırken, filmimizde bir nevi Yol Filmi haline geliyorki, tadından yenmez bir hal olıyor.

   İnternette kısa bir araştırma yaparak gerçek hayattaki gerçek Darwin ödülü kazanmış insanlarla ilgili birçok site bula bilirsiniz. http://www.darwinawards.com/

   The Darwin Awards bence kara mizah türünün seçkin örneklerinden birisi.Imdb puanı 5,8 olan bu film ayrıca bize, bu tarzda ölümlerin dünyada yeteri kadar yaşanmadığınıda kanıtlıyor ki The Darwin Awards benden 7,0/10 puan alıyor.

 

Kısaca Konusu;
Bir adli dedektif (Finnes) ve sigorta tazminat müfettişi (Ryder) Darwin Ödülü’nü kazanacak potansiyel kişiyi araştırmaya başlarlar. “Darwin ödülleri, insan genlerinin gelişmesini, kendilerini kaza sonucu en aptal şekillerde öldüren insanları ödüllendirerek kutluyor”. Burrows suçluları bulmada çok başarılı bir dedektiftir. Siri ise Burrows’un düşünceli yaklaşımının aksine uzlaşmaz bir sigorta araştırmacısıdır. Siri’nin patronu Burrow’u sigorta şirketini büyük masrafa sokabilecek potansiyel Darwin ödüllerini kazanabilecek insan profilini oluşturması için kiralar ve ikili insanları bu ölümlere iten sebepleri bulmak için çalışmaya başlarlar.

FRAGMAN



Chef / Şef



Chef / Şef
Yapım: ABD
Tarih: 2014
Tür: Komedi, Duygusal, Yol Filmi
Yönetmen: Jon Favreau
Senaryo: Jon Favreau
Yapımcı: Jon Favreau
IMDb: 7.3
Oyuncular: Jon Favreau, Dustin Hoffman , John Leguizamo , 
Oliver Platt , Robert Downey Jr. , Scarlett Johansson , 
Sofía Vergara , Leigh M. Harris , Amy Sedaris , Russell Peters



Yol filmlerine çok ciddi bir zaafım vardır.
Sinemayı sık sık gerçek hayattan kurtulmak için kullanan birisi olarak, bu türü çok severim.  

Zaten yol filmlerini kim sevmez ki?

Piyangodan para çıksa ne yaparsın?” sorusuna yanıt verecek insanların arasından,
 “bir ev, bir de araba alacağım” cevabı verecek yarı ölü androidleri ve “yoksullara yardım edeceğim” cevabı verecek ikiyüzlü sahtekarları cıkartırsak, geri kalan düzgün azınlık, ya “dünyayı gezerim” derdi, ya da “bir karavan alıp, istediğim her yere gideceğim” derdi.


Yani yollara düşmek birçoğumuzun içinde vardır. 
Yeni yerler görmek, değişik insanlarla tanışıp yöresel tatları tatmak, keşfetmek harikadır. 
Hele birde işin içine gastronominin uç noktaları ve şarap girmeye başladı mı “işte asıl olması gereken yaşanılası hayat budur” dedirtir insana.
Yemek, içmek, gezmek, görmek üzerine insanları gülümseten birçok yol filmi tavsiye ettiysek de hayat genelde olması gerektiği gibi değil, olmaması gerektiği gibidir. Bazen işler o denli karışabilir ki; gülümsemek bile imkansız hale gelir.


Tıpkı böyle bir zamanda,  ağır bir gecenin ardından, dışarıdaki coşkulu kalabalığı duymak istemezcesine, anti-depresan denilen ve genelde de daha beter depresyona girmenizden başka bir işe yaramayan malum ilaçlarla şansımı denediğim bir sabah vakti, anladım ki başka bir yol bulmalıyım.

Kendi kendime 4 metre karelik yaşam alanımda “Güzel Şeyler Düşün, Güzel Şeyler Düşün” diye telkinde bulunurken, aklıma güzel bir kadın geldi nedense.

Evet belki de beni içinde bulunduğum durumdan koparacak güzel şey Scarlett Johansson olabilirdi.! 


Hemen kendisinin kolay bulunup hızlı tüketilecek cinsten içeriksiz, mümkün olduğunca saçma bir filmini seçip izledim. Film çok işe yaramamakla birlikte, Johansson kesinlikle kafamı dağıtıyordu. :)
Bende “daha çok Johansson” diyerek oynamış olduğu filmlerin arasından “Chef” adında bir filmi seçtim.


Johansson, doğru seçim olduğunu bilmeden, rastlantı eseri seçtiğim bu filmde sadece yan bir rol üstlenmişti.
Zaten sahneler akmaya başladıktan sonra, o umurumda bile değildi artık!
Film beni başlar başlamaz gerçek hayattan kopartmıştı bile. 
Senaryo hızla beni can damarlarımdan vurmaya başladı. 
Baba oğul ilişkileri... Gastronomi... Ve yolculuk..!!


Oğlu ile ilişkisi çok yolunda gitmeyen, işinde rutine bağlamış, ancak iyi bir şef olan Carl Casper, yabancısı olduğu sosyal medyanın da gazabına uğrayarak, hayatını altüst eder.

Bütün olanlardan sonra bir minibüs alır ve oğluyla birlikte yaz boyu şehir şehir gezerek Küba Sandwichleri satmaya başlarlar.  

Tavsiye ettiğim filmleri çok fazla anlatarak tadını kaçırmayı sevmem.
Size şu kadarını söyleyeyim; film ikinci yarısında bir yol filmine dönüştüğünde, yüzümde bir gülücük olduğunu hissettim.
Emin olun, o an itibariyle bu gülümsemeyi, tadını bile bilmediğim, iyi bir Küba Sandwichinden başka hiçbir şey sağlayamazdı sanırım. :))


Film mucizevi şekilde beni gülümsetmeyi başarmış olabilir fakat gelin biz asıl mucizevi adama bir göz atalım:
Hani bazı insanlar muhteşem denir ya, işte Jon Favreau inanılmaz sinema tutkusuyla, Carl’ın işine olan tutkusunu, yaşama isteğini ve oğlunu tekrar kazanma yolculuğunu, başarıyla yazmış, yönetmiş, oynamış ve yapımcılığını yapmış. (Bu adam daha ne yapsın be arkadaş.?) 
Hatırı sayılır bir oyuncu kadrosu da Jon Favreau’a eşlik etmiş.

Evet, işte böyle.!
Son söz olarak, anti-depresanların işe yaramadığı anlar için sinemayı,
 zor gülümseyen bütün arkadaşlar için ise "Chef" filmini bir doz almayı tavsiye ediyorum.
İyi seyirler...

Yazı:


FRAGMAN;


Chef / Şef
(Türkçe Alt yazılı Tek Parça Full Hd İzle)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...